Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.
08 Eylül 2010, 14:07:14
Ana Sayfa Yardım Ara Giriş Yap Kayıt
Duyurular: PROTEL Forum henüz test aşamasındadır, ancak şimdiden üye olabilir ve soru sorabilirsiniz.

+  PROTEL Forum
|-+  Son Mesajlar
Sayfa: [1] 2 3 4

 1 
 : 14 Nisan 2010, 01:48:36 
Başlatan GokhanK - Son mesaj Gönderen: GokhanK
KABLOSUZ YEREL AĞ - WLAN


Kablosuz Yerel Alan Ağları (Wireless Local Area Networks, WLAN), iki yönlü geniş bant veri iletişimi sağlayan, iletim ortamı olarak telsiz frekansı (Radio Frequency, RF) veya kızılötesi ışınları kullanan ve  sınırlı bir alanda çalışan iletişim ağlarıdır .


WLAN sistemleri büyük bir kullanıcı kesimine internet ve üyesi oldukları kurumsal ağa (İntranet) mobil olarak bağlanma imkanı sağlamaktadır. Ayrıca, WLAN sistemleri kullanıcılara mekandan bağımsız olarak kolay bir kablosuz ağ kurulumu ve geniş bant veri iletimi imkanı sunmaktadır. Kablolu LAN’ların tüm özelliklerine sahip olan WLAN sistemleri bu ağların devamı ya da alternatifi olarak kullanılmaktadırlar. Kurumsal ve kişisel kullanımın dışında restoranlar, otobüs terminalleri,oteller, büyük alışveriş merkezleri, tren istasyonları, hava alanları cadde ve sokaklar gibi kamuya açık alanlarda hotspotlar (Erişim Alanları) vasıtasıyla verilen kablosuz internet hizmetinin de hızla artmakta olduğu görülmektedir


Kablosuz ağlarda veri iletimi için kullanılan bir kaç teknoloji bulunmaktadır. Bunların en önemlileri elektromanyetik dalgaları kullanılan RF ve çıplak gözle görülebilen ışığın altındaki frekansları kullanan kızılötesi teknolojisidir


RF VE KIZILÖTESİ

Kızılötesi sistemler; görünür ışığın hemen altındaki kızılötesi ışınları kullanarak veri iletişimi gerçekleştiren teknolojiye sahiptir . Ancak bu sistemler toz, nem, ışık, yağmur ve sis gibi fiziksel etkilere aşırı duyarlıdır. Kızılötesi kullanıldığında kablosuz ağda yer alan cihazların mutlaka görüş hattında bulunması gerekmektedir. Ayrıca iletişim mesafesi de yaklaşık 10 metre olduğundan oldukça kısadır. Bu tür sorunları nedeniyle kızılötesi sistemler yaygın olarak kullanılmamaktadır


RF Teknolojisinde ise, kablo yerine elektromanyetik dalgalar kullanılarak kablosuz iletişim gerçekleştirilmekte ve WLAN sistemlerinde yaygın olarak kullanılmaktadır. Ancak, frekans spektrumunun kıt kaynak olması nedeniyle mümkün olduğu kadar verimli kullanılması gerekmektedir. Ayrıca artan sistem ve kullanıcı sayısı da frekans talebini artırmaktadır. Yine yoğun frekans kullanımı sonucunda frekans kirliliği ve enterferans riski de artmaktadır. Bu nedenlerle son yıllarda frekans spektrumunu daha verimli kullanan ve enterferanstan daha az etkilenen RF teknolojileri geliştirilmektedir


RF bantlarının belirli alanları, kablosuz LAN (Yerel Ağ), kablosuz telefon ve bilgisayar çevresel aygıtları gibi lisanssız aygıtların kullanımına ayrılmıştır. Bu alanlar, 900 MHz, 2.4 GHz ve 5 GHz frekans aralıklarıdır. Bu aralıklar Endüstriyel, Bilimsel ve Tıbbi (ISM) bantlar olarak bilinir ve çok az bir kısıtlamayla kullanılabilir.


RF ve kızılötesi teknolojilerinin her birinin kendine özgü avantajları ve dezavantajları bulunmaktadır. Kullanıcıların kendi ihtiyaçlarına göre doğru teknolojiyi seçmeleri sistem
verimliliğini ve memnuniyeti artırmaktadır. Günümüzde artan çoklu ortam uygulamaları sonucunda oluşan yüksek veri hızı talebi nedeniyle teknolojiler arasındaki rekabette veri hızı en önemli kriter olarak görülmektedir. Kapsama alanı veya erişim mesafesi ile enterferansa karşı duyarlılık da diğer önemli kriterler olarak sıralanabilir. Uygulamada yüksek veri hızları ve fiziksel engelleri geçebilme özellikleri nedeniyle RF teknolojisi yaygın olarak kullanılmaktadır.

WLAN STANDARTLARI

IEEE 802.11 standardı WLAN ortamını yönetir. IEEE 802.11 standardında kablosuz iletişimlerin farklı özelliklerini açıklayan dört ek düzeltme vardır. Geçerli olarak kullanılan ek düzeltmeler 802.11a, 802.11b, 802.11g ve 802.11n'dir


WLAN SİSTEMLERİ

WLAN sistemleri başlangıçta mevcut kablolu ağların (LAN) tamamlayıcısı olarak tasarlanmışlardır. Ancak son yıllarda yaşanan teknolojik gelişmeler WLAN sistemlerinin kablolu ağların yerini alabileceğini göstermiştir. Ayrıca mevcut ağların genişleme ihtiyacını karşılamak üzere de WLAN sistemleri yaygın olarak kullanılmaktadır. WLAN sistemleri başarılı performansları ve düşük maliyetleri ile hem iş çevrelerinde hem de bireysel kullanıcılar arasında yaygın olarak kullanılmaktadırlar. WLAN kullanıcısı pahalı bir
kablolama alt yapısı yerine özünde küçük bir radyo vericisi olan Erişim Noktası (Acces Point, AP) ile iletişim ortamı sağlayabilmekte ve yerel alan ağı oluşturabilmektedir

Temel olarak WLAN sistemi iki ana unsurdan oluşmaktadır. Birincisi AP, ikincisi ise kablosuz cihazlardır. Ancak cihazdan-cihaza (peer to peer) çalışma modelinde AP’ye ihtiyaç duyulmaz. Bu durumda kablosuz ağ kartına sahip bilgisayarlar kendi aralarında ilave bir cihaz veya kabloya ihtiyaç olmadan bir ağ oluşturabilirler. Kablosuz cihazlar genellikle bir dizüstü
bilgisayar, kişisel bilgisayar (PC), cep bilgisayarı (PDA1) olabilir

WLAN sistemleri aslında tamamen kablosuz değildir. Çünkü sistemde bulunan AP’nin geniş bant erişim hizmeti veren DSL, Fiber Optik veya benzeri bir kablolu altyapı üzerinden şebekeye bağlanması gerekebilir. Bu nedenle WLAN sistemleri ile tamamen kablosuz olmaktan ziyade kablolama ihtiyacı en az düzeye indirilmiş olmaktadır


Ancak cihazdan-cihaza kullanımda herhangi bir kablolamaya ihtiyaç olmadığından tam bir kablosuz ağ kurulumu gerçekleşmektedir. Benzer şekilde şebekeye erişim hizmetinin kablo yerine sabit telsiz erişim (FWA) veya uydu terminali ile sağlanması durumunda da tam bir kablosuz ağ kurulumu gerçekleşmektedir.

WLAN SİSTEMLERİNDE KULLANILAN FREKANSLAR


WLAN sistemlerinde genellikle ISM bandı kullanılmaktadır. ISM bantları ITU tarafından 13560 kHz, 27120 kHz, 40.6 MHz, 915 MHz, 2450 MHz, 5800 MHz ve 24.125 GHz merkez frekanslarında dünya genelinde tahsis edilmiştir.


Ancak, 900 MHz bandı sadece ITU-RR ikinci bölge için ISM bandı olarak belirlenmiştir. Bu nedenle ITU-RR birinci bölgede yer alan Türkiye’de GSM sistemleri için tahsis edilmiş olup; WLAN sistemlerinde kullanılmamaktadır.

KABLOSUZ AĞ TEKNOLOJİLERİNİN AVANTAJLARI VE SINIRLAMALARI


Kablosuz teknoloji, geleneksel kablolu ağlara göre birçok avantaj sağlar.

En büyük avantajlarından biri, her zaman her yerde bağlantı sağlama yeteneğidir. Kablosuz bağlantının etkin nokta adı verilen kamuya açık yerlerde yaygın olarak kullanılması, insanların bilgi indirmek, e-posta ve dosya alışverişi yapmak için kolayca İnternet'e bağlanmasını sağlar.

Kablosuz teknolojinin kurulumu oldukça kolay ve uygun fiyatlıdır. Ev ve işletmelere yönelik kablosuz cihazların maliyetleri düşmeye devam etmektedir. Maliyetteki düşüşe rağmen, bu cihazların veri hızı ve yetenekleri de sürekli artmakta ve bu cihazlar giderek daha hızlı ve daha güvenilir kablosuz bağlantı sağlamaktadır.

Kablosuz teknoloji, ağların kablolu bağlantı sınırlamaları olmadan kolayca genişletilmesine olanak verir. Yeni kullanıcılar ve ziyaret eden kullanıcılar hızlı ve kolayca ağa girebilir.

Kablosuz bağlantının esnekliği ve avantajlarına rağmen bazı sınırlamaları ve riskleri vardır.

Birinci olarak, Kablosuz LAN (WLAN) teknolojileri, RF tayfının lisanssız bölgelerini kullanır. Bu bölgeler düzenlenmemiş nitelikte olduğundan birçok farklı aygıt bu bölgeleri kullanır. Sonuç olarak bu bölgeler tıkanır ve farklı aygıtlardan gelen sinyaller birbirine girişimde bulunabilir. Ayrıca mikrodalga fırın ve kablosuz telefon gibi birçok aygıt da bu frekansları kullanarak WLAN iletişimlerine girişim yapabilir.

İkinci olarak, kablosuz bağlantıyla ilgili duyulan en büyük endişe güvenliktir. Kablosuz bağlantı, erişim kolaylığı sağlar. Bu erişim kolaylığı, verilerin herkese erişim yeteneği sağlayacak biçimde yayınlanmasıyla sağlanır. Ancak bu özellik aynı zamanda kablosuz bağlantının veri için sağlayabileceği koruma düzeyini sınırlar. Kablosuz bağlantının bu özelliği, istenmeyen alıcılar da dahil, herkesin iletişim akışına müdahale etmesine izin verir. Bu tür güvenlik endişelerini ortadan kaldırmak üzere, güvenli kablosuz iletimin gerçekleşmesine yardımcı olması için şifreleme ve kimlik doğrulama gibi teknikler geliştirilmiştir.

İNSANLAR NASIL WLANLARA SALDIRIR


Kablosuz ağ iletişiminin en büyük avantajı, cihazları bağlama kolaylığı ve rahatlığıdır. Ne yazık ki bu bağlantı kolaylığı ve bilginin hava üzerinden iletilmesi, ağınızı müdahale ve saldırılara karşı savunmasız hale getirir.

Kablosuz bağlantıda saldırganın ağınıza erişmesi için bilgisayarınıza veya herhangi bir cihazınıza fiziksel bağlantı sağlaması gerekmez. Saldırganın tıpkı bir radyo istasyonunu bulması gibi, kablosuz ağınızdan gelen sinyalleri bulması mümkündür.
Saldırgan, kablosuz sinyalinizin ulaştığı herhangi bir konumdan ağınıza erişebilir. Ağınıza eriştikten sonra da İnternet hizmetlerinizi ücretsiz kullanabilir, dosyalara zarar vermek veya kişisel ve gizli bilgileri çalmak için ağdaki bilgisayarlara da erişebilir.

Kablosuz ağ iletişimindeki bu zayıflıklar, WLAN'ınızın saldırılardan korunmasına yardımcı olması için özel güvenlik özelliklerini ve uygulama yöntemlerini gerektirir. Bu önlemler arasında, kablosuz cihazın ilk kurulumu sırasında uygulanan basit adımların yanı sıra daha gelişmiş güvenlik yapılandırmaları da yer alır.
 
KORUMA YÖNTEMLERİ


Kablosuz bir ağa giriş yapmanın kolay bir yolu, ağ adı veya SSID ile mümkündür.

Kablosuz ağa bağlanan tüm bilgisayarların SSID'yi bilmesi gerekir. Varsayılan olarak kablosuz yönlendiriciler ve erişim noktaları, SSID'leri kablosuz bağlantı aralığındaki tüm bilgisayarlara yayınlar. SSID yayını etkinleştirildiğinde, başka bir güvenlik özelliği yoksa, tüm kablosuz istemciler ağı algılayıp ağa bağlanabilir.

SSID yayını özelliği devre dışı bırakılabilir. Bu özellik devre dışı bırakıldığında, ağın söz konusu aralık içinde bulunduğu herkese gösterilmez. Ağa bağlanmaya çalışan tüm bilgisayarların SSID'yi biliyor olması gerekir.

SSID yayını devre dışı bırakıldığında bile birisinin yaygın olarak bilinen SSID'yi kullanıp ağınıza girmesi mümkündür. Ayrıca parola ve IP adresleri gibi diğer varsayılan ayarlar değiştirilmezse, saldırganlar AP'ye erişip kendileri değişiklik yapabilir. Varsayılan bilgilerin daha güvenli ve benzersiz bilgilerle değiştirilmesi gerekir.

Kablosuz ağınıza erişimi sınırlamanın bir yolu, hangi cihazların ağınıza erişim kazanacağını tamamen denetlemektir. Bu da MAC (Ortam Erişim Denetimi) adresi filtrelemesiyle gerçekleştirilebilir.

MAC ADRESİ FİLTRELEME

MAC adresi filtreleme özelliği, kablosuz ağa bağlanmasına izin verilen cihazları tanımlamak için MAC adresini kullanır. Bir kablosuz istemci AP'ye bağlanmayı veya AP ile ilişkilendirilmeyi denediğinde MAC adresi bilgilerini gönderir. MAC filtrelemesi etkinleştirildiğinde, kablosuz yönlendirici veya AP önceden yapılandırılmış bir listede MAC adresini arar. Yalnızca MAC adresleri yönlendiricinin veritabanına önceden kaydedilmiş cihazların bağlanmasına izin verilir.


MAC adresi veritabanında bulunamazsa, cihazın kablosuz ağ üzerinden bağlanmasına veya iletişim kurmasına izin verilmez.
 
Bu yöntemlerin yanısıra;

Wlan’da Kimlik Doğrulaması

•   Ön paylaşımlı anahtarlar (PSK)

•   Genişletilebilir Kimlik Doğrulama Protokolü (EAP)

Wlan’da şifreleme

•   Kabloluya Eş Gizlilik Protokolü (WEP)

•   Wi-Fi Korumalı Erişim (WPA)

Gibi teknikler de kullanılmaktadır.



 2 
 : 14 Nisan 2010, 01:46:10 
Başlatan GokhanK - Son mesaj Gönderen: GokhanK
YÖNLENDİRME (ROUTING)

Bir datanın varış noktasına ulaştırılmasına "yönlendirme (routing)" adı verilmektedir. Yönlendirmenin nasıl yapıldığını kavrayabilmek için IP'nin dayandığı modeli anlamak gereklidir. IP katmanı daima bir sistemin bir ağa bağlı olduğunu varsayar. Ethernet tabanlı bir ağ üzerinde sadece karşı istasyonun ethernet adresini bilmek yeterli olduğu için her şey çok kolaydır. Fakat datalar farklı ağlar üzerindeki noktalara gönderilmek istendiğinde sorunlar başlar. Bir ağ üzerinden diğer ağ üzerine geçecek bilgi trafiğini kontrol etmek, onu yönlendirmek görevi genel olarak geçiş noktası aygıtlarına (gateway) aittir. Internet üzerinde IP protokolü kullanan ağlarda bu işleri yerine getiren aygıtlara yönlendirici (router) adı verilir. Böyle bir görev üstlenen cihaz üzerinde birden fazla bilgisayar ağı bağlantısı bulunur, farklı ağların bilgi trafikleri bu yolla birbirlerine iletilir. IP ağlarındaki yönlendirme tamamen varış noktası adresi temeline oturmaktadır. Örneğin ODTÜ'nün uluslararası Internet bağlantısını yapan yönlendirici 144.122.1.2 adresinde bulunmaktadır. Dolayısıyla 144.122.1 ağı üzerinde yer alan diğer sistemler 144.122.1.2 adresini yurt dışı adreslere ulaşmak için geçiş noktası olarak tanımak zorundadırlar. Benzer bir şekilde Bilgisayar Mühendisliği bölümünün kampüs omurga ağına geçiş noktası olarak kullandığı bilgisayarın adresi de 144.122.71.1'dir. 144.122.7.1 ağı üzerinde bulunan bir bilgisayar, kampüs içindeki başka bir bilgisayara ulaşmak için bu geçiş noktasından geçmek zorundadır. Bu ağ üzerinde bulunan bir bilgisayar data yollamak istediğinde öncelikle ulaşmak istediği adresin ayni ağ üzerinde olup olmadığına bakar. Eğer varış noktası aynı ağ üzerinde ise bilgi doğrudan varış adresine yollanır. Eğer değilse sistem varış noktasına ulaşmak için gerekli bilgileri araştırmaya başlar.
 
Yönlendirme Protokolleri

Yukarıda da açıklandığı gibi yönlendirme (routing), bir bilgisayar ağı üzerinde yer alan bir bilgisayarın aynı ya da farklı bir ağ üzerinde yer alan başka bir bilgisayara nasıl ulaşacağına karar verirken kullanılan yöntemdir. Bu sayede herhangi iki farklı noktada yer alan kullanıcılar birbirleri ile bilgisayar kullanarak haberleşebilmektedir.

İletişimin en önemli noktası olmasından dolayı yeni bilgisayar ağı kuruluşlarında en önemli sorunlardan birisi, yanlış yapılan yönlendirme olmaktadır. Bu noktada yönlendirme ve yönlendirme protokolü arasındaki farkı açıklamak ileride oluşabilecek yanlış anlamaları önlemek açısından yararlı olacaktır. Bir bilgisayar ağına bağlı her sistem bilgiyi bir noktadan bir diğerine yönlendirebilir ama her sistem üzerinde yönlendirme protokolü çalışmaz. Yönlendirme, bir yönlendirme tablosundaki bilgiye göre bilgi paketlerinin geçirilmesidir. Yönlendirme protokolü ise bu tabloların oluşturulmasında bilgi değişimini sağlayan programlardır. Basit bir bilgisayar ağında bir yönlendirme protokolü çalışmadan sabit tablolar kullanarak iletişim sağlanabilir.

Temel olarak üç yönlendirme yöntemi vardır :

1-   Minimum Yönlendirme :

Bir bilgisayar ağı başka bir bilgisayar ağına bağlı olmaksızın, tek başına çalışıyorsa minimum yönlendirme ile ağ üzerindeki iletişimi sağlayabiliriz.

2-   Sabit Yönlendirme :

 Kurulu bir bilgisayar ağının dış dünyaya bir ya da birkaç çıkışı varsa sabit yönlendirmeyi kullanabilir (Bu yönlendirme genelde "route" komutu ile yapılır). Gerekli komut kullanılarak ağın dış dünyaya çıkan trafiği çıkış noktasına yönlendirilmiş olur.

3-   Dinamik Yönlendirme :

Ağın dış dünya ile olan iletişimi birden fazla noktadan yapılıyorsa, yönlendirme protokolü ile dinamik olarak bir yönlendirme tablosu tutulur ve yönlendirme protokolleri birbirleri ile gerekli bilgi alışverişini yaparak en uygun çıkışı kullanırlar. Böylece ağ yöneticisinin elle müdahalesi gerekmeksizin en uygun yolu bu protokoller bulurlar. Dolayısıyla bir çıkış noktasında meydana gelen bir sorunda tüm trafik otomatik olarak diğerine yönlendirilebilir.


 3 
 : 14 Nisan 2010, 01:43:38 
Başlatan GokhanK - Son mesaj Gönderen: GokhanK
GENİŞ ALAN AĞLARI - WAN


WAN (Wide Area Network) Geniş Alan ağları birçok LAN’ın (yerel ağın) birleşimidir ve coğrafi olarak geniş alana yayılmış kullanıcıların istedikleri kaynaklara ulaşabilmelerini sağlar. Günümüzde devre anahtarlama, paket anahtarlama ve noktadan noktaya olmak üzere birçok WAN bağlantı teknolojisi bulunur. Bu teknolojilerde Bant Genişliği ve Çoğullama veri aktarım hızını etkileyen temel faktörlerdir.

WAN Çevrimine bağlanmak için kullanılan teknolojiler 3 ana grupta toplanabilir.

•   Devre Anahtarlamalı: Veri Bağlantıları ihtiyaç duyulduğunda kurulur ve iletişim tamamlandığında bağlantı bozulur. Örneğin: Evlerde  kullanılan telefon hatları.

•   Paket anahtarlamalı: Paket anahtarlamalı çevrimde; taşıyıcı kaynaklar birçok abone tarafından paylaşılır. Taşıyıcılar ağı bulutunda paketler bir aboneden bir diğerine taşınır. Taşıyıcılar aboneler arası sanal ağ oluşturarak fiziksel hattın verimli kullanılması sağlanır.

•   Noktadan Noktaya: Kiralık hat bağlantısıdır. Hatlar 7gün 24 saat kullanılmak üzere Telekom servis sağlayıcısından kiralanır. Noktadan Noktaya hat; Sabit bir yerleşkede yüksek bant genişliği ihtiyacı olan aboneler tarafından kullanılır. Diğer bağlantı şeklerine göre maliyeti fazladır.

Çoğullama birçok data kanalını bir fiziksel hatta paylaştırma işlemidir. Çoğullama Tekniği herhangi bir OSI katmanında uygulanabilir. Kanallar kaynak  tarafında  birleştirildikten sonra alıcı tarafında tekrar ilgili hatlara ayrılmalıdır.


WAN SERVİSLERİ VE ÖZELLİKLERİ


A - Anahtarlanmamış Hat (Non - Switched Leased Line)

Anahtarlanmamış hat, telefon şirketi gibi bir telekomünikasyon sağlayıcısı tarafından bir kuruma kiralanmış, kalıcı bir haberleşme devresidir. Hattı kiralayan kurum hattın iki ucuna kendi donanımlarını yerleştirerek hat üzerindeki veri trafiğini sağlar ve kontrol edebilir.
Kiralık hatlar genellikle noktadan noktaya iletişim sağlar. Örneğin iki farklı bölgede yerel ağı olan kurumlarda, bu iki LAN arasındaki veri bağlantısı kiralık hat ile sağlanabilir.
Kiralık hatlar (anahtarlanmamış hatlar) aynı zamanda kurumların X.25 ve Frame Relay gibi hususi olmayan genel ağlara bağlantılarında kullanılabilir. Değişmeyen ve sabit iki noktanın bağlantısı söz konusu olduğundan telefon şebekesi gibi karşı tarafı arama aşaması gerçekleşmez. Her iki uçtaki cihazların açık olması durumunda veri transferi gerçekleşir.
Kiralık hatlar analog veya sayısal devrelerden oluşur ve değişik veri taşıma kapasitelerine sahiptir. Kurum kiralık hat sözleşmesinde ne kadar bant genişliğine gereksinimini bildirir ve aylık ödeyeceği para miktarı da bu bant genişliğine göre değişir.

B - Anahtarlanmış Hatlar (Switched-Line)

Anahtarlanmış hatlar, özel kiralık hatlardan farklı olarak sadece veri transferi durumunda aktif duruma geçen devrelerdir. Örneğin kullanmış olduğumuz analog veya sayısal telefon hatları gibi.

Anahtarlanmış devre telekomünikasyon sağlayıcı kurumun donanımı tarafından kurulur. Hat kapasitesi sınırlıdır ve herhangi iki nokta arasında bu devrenin kurulmadığı durumlarda farklı iki nokta arasında devre kurulup veri, ses, fax, video, vs. transferi yapılabilir. Bilinmeyen iki nokta birbirine bağlanacağı için bu devrenin kurulabilmesi ve aktif duruma geçmesi için bir arama işlemi gerçekleşir. Anahtarlanmış WAN hattı, arama özelliğine sahip modemler ve yazılımlarla kurulabilir.



C - Frame Relay

Frame Relay tüm dünyada kullanılan paket anahtarlamalı bir WAN teknolojisidir. Bir LAN ile paket anahtarlamalı bir ağ bağlantısı arabirimini ele alır ve temeli ISDN veri - bağlantı tabakasına dayanır.
Servis sağlayıcı ile yapılan anlaşmalarda ödenecek ücret bağlantının kurulu olduğu süre ile doğru orantılıdır.
Anahtarlanmış paket teknolojisi iletilecek veriyi küçük paketlere böler. Bu paketler iletilecek olan adresi, gönderenin adresini ve orijinal mesajın bir parçasını içerir. Paket anahtarlamalı ağlar, bağlantısız (connectionless) haberleşme yöntemleri kullanır; yani veri gönderecek olan yerel ağ diğer ağ ile haberleşmeye başlayacağını bildirmeden paket transferine başlar. Her bir paket ulaşacağı LAN’a giderken değişik yollar izleyebilir. Paketleri alan LAN, bir hata kontrol mekanizması uygular ve paketleri sıraya koyar. Bu hata kontrolü sırasında bozuk bir pakete rastlanırsa, paketleri alan LAN, gönderen LAN’dan paketleri yeniden göndermesini ister.
İki veya ikiden fazla LAN’ı Frame Relay üzerinden birbirine bağlayabilmek için her LAN’da Frame Relay şebekesine bağlantı için kalıcı hususi bir hatta gereksinim duyulur. Bağlantıyı sağlayacak olan kurumun Frame Relay şebekesine uygun router’lara ve CSU / DSU adı verilen üniteleri satın alması gerekir. Frame Relay sayesinde tek bir ağdan birden fazla ağa ulaşılması ve bağlantı kurulması mümkündür.
Frame Relay, kalıcı sanal devreler (Permanent Virtual Circuits, PVC) kullanır. PVC, o an mümkün olan ver transferi yapılabilecek mantıksal yoldur. PVC’ler bağlantı kurulum işlemlerine gerek duymaz ve veri transferi bittikten sonra bağlantının kapatılmasını gerektirmez.
Frame Relay X.25 teknolojisi ile benzerlik gösterir, çünkü her ikisi de paket anahtarlamalı ağlara bağlantı sağlayan arabirimlerdir. Frame Relay ağlar X.25 ağlara göre daha az hata kontrolü gerçekleştirdikleri için daha hızlıdır. Frame Relay 56 Kbps’den 1.5444 Mbps’e kadar hızları destekler. Frame Relay servisine ödenecek olan ücret talep edilen bant genişliğine göre değişir.
Frame Relay ağların bir dezavantajı değişik uzunluklarda Frame-çerçeve kullanmaları ve bunların anahtar devrelerde gecikmelere neden olmasıdır.

D - X.25

X.25, şu anki adı International Telecommunication Union tarafından 1970’lerde geliştirilen bir WAN servisidir. X.25 ağlar arası bağlantıları OSI tabakasının fiziksel, veri hattı ve ağ tabakalarında, yani 1, 2 ve 3. tabakalarında destekler. X.25, hatlarda Frame Relay’e göre daha fazla hata kontrolü uygulandığı için daha yavaş çalışır ve bağlantı yöntemine bağlı olarak hız 9.6 Kbps ile 256 Kbps arasında değişir. X.25 servis sağlayıcısına ödenecek olan ücret ise bağlantının kurulu olduğu süre ile doğru orantılıdır. X.25 servisi ile bir ağdan aynı anda birçok ağ ile bağlantı kurmak mümkündür.

LAN’lardan X.25 ağlara erişim standart telefon hatları ile gerçekleşebileceği gibi ISDN veya kiralık hatlar gibi anahtarlanmamış hatlar üzerinden de olabilir. X.25 düşük miktarlarda veri transferi yapmak isteyen kurumlar için ideal bir çözüm olabilir. Örneğin birçok banka uluslar arası ağlarında X.25 hatları kullanmaktadır. X.25, LAN’ları X.25 ağ bulutu üzerinden birbirine bağlamak için anahtarlanmış sanal devreler (Switched Virtual Circuits, SVC) veya kalıcı sanal devreler (Permanent Virtual Circuits, PVC) kullanır. SVC’ler bağlantı için kurulan geçici devrelerdir, PVC’ler ise her zaman aktiftir.

E – ISDN

ISDN (Integrated Digital Services Digital Network) telefon hatları üzerinden ses, gorüntü ve verinin sayısal formatta iletilmesi için kullanılır. ISDN diğer WAN servislerinden farklı olarak OSI’nin dört tabakasında çalışır. Bunlar fiziksel, veri hattı, ağ ve iletim tabakalarıdır.

Orijinal ISDN standardı dar bant (narrowband) N-ISDN olarak adlandırılır. Fiber optik hat kullanan daha yeni standart ise broadband veya B-ISDN olarak adlandırılıyor. ISDN hatların kullanılması mümkün olmadan önce ses, veri ve video iletimi için birbirinden farklı ağlara gereksinim duyuluyordu. Çünkü her birinin iletimi için değişik iletim ortamları kullanır. ISDN ses, veri ve video gibi değişik servisleri tek bir ağda bütünleştirebilir. ISDN ile telefon konuşmaları yapılabilirken aynı anda bilgisayar ile internete bağlanıp dosya transferi yapılabilir


Basic Rate ISDN (BRI) :

ISDN servislerinden biri iki adet B ve bir D kanalı kullanan Basic Rate ISDNdir. 64 Kbps bant genişliğine sahip B kanalları veri taşımak için kullanılırken 16 Kbps’lik D kanalı ise hat yönetimi ve kontrolü için kullanılır. Birçok telekomünikasyon servis sağlayıcısı müşterilerine B kanallarından bir veya aynı anda ikisini kullanma hakkı verir. Bu şekilde D kanalı ile de birlikte toplam bant genişliği 144 Kbps’e çıkabilir.


Primary Rate ISDN (PRI) :

 ISDN servislerinden bir diğeri ise Primary Rate ISDN (PRI)’dir. Amerika Birleşik Devletleri’nde kullanılan PRI ISDN şebekesinde 24 adet 64 Kbps bant genişliğine sahip B kanalı kullanılır ve bu kanallardan biri D kanalı özelliğine sahiptir. PRI hattın toplam bant genişliği 1.544 Mbps’dir ki bu değer T1 hattı bant genişliğine eşittir. Avrupa’da kullanılan ISDN standardında ise toplam 30 adet B kanalı ve 1 adet D kanalı bulunur. Toplam bant genişliği

30 x 64 Kbps + 1 x 16Kbps = 2.048 Mbps

dir. Bu değerde E1 hattı bant genişliğine eşittir.
Bir yerel ağdan başka bir yerel ağa bağlantı için her bir LAN’da bir ISDN uyumlu router’a gereksinim duyulur. Kuzey Amerika’da router’lar NT-1 ve ISDN adaptöre ihtiyaç duyar.
Tek bir ISDN hat ile birden fazla bağlantı yapılabilir. Örneğin her bir 64 Kbps’lik B kanalı üzerinden iki farklı bağlantı yapılabilir. ISDN bağlantı standart telefon hattı bağlantılarına benzer. Bir arama gerçekleşir ve bağlantının gerçekleşme süresi standart telefon hatlarına göre oldukça hızlıdır.

F – ATM

ATM (Asynchronous Transfer Mode) hala gelişmekte olan ve geliştirilen ISDN standartları üzerine kurulu bir WAN teknolojisidir. ATM eş zamanlı ses, veri ve görüntü transferi için yüksek hızlı hücreler kullanır. ATM yüksek bant genişliklerini destekler ve ölçeklenebilir (1.544 Mbps - 622 Mbps).

ATM paket anahtar teknolojisinin verimliliğini devre anahtarlama teknolojisinin güvenliği ile birleştirir. Her türlü veriyi  53 byte’lık paketlere böler. Bu küçük paketlere hücre adı verilir. ATM omurgaları yüksek hızlı anahtarlama donanımlarından oluşur. Güçlü ATM donanımları paketleri eşzamanlı olarak anahtarlayabilir ve yönlendirebilir.

ATM ağlar her çeşit trafiği taşıyabilir. Bu yüzden ses, veri ve görüntü iletimi için ayrı ağlara gerek yoktur. ATM ağlar bakır, koaksiyel ve fiber optik hatları destekler. Fakat en verimli olarak fiber optik hatlar ile çalışmaktadır. ATM yerel bir ağ kurmak için ATM switch’lere ve her bir iş istasyonunda ATM adaptöre gereksinim duyarız. Telekomünikasyon servis sağlayıcısı ATM LAN’ları birbirine bağlayarak WAN ağlar oluşturmayı sağlar.


 4 
 : 14 Nisan 2010, 01:42:31 
Başlatan GokhanK - Son mesaj Gönderen: GokhanK
METROPOL ALAN AĞI - MAN

Birden fazla bilgisayarın birbirine bağlanarak kaynakların paylaşması amacıyla kurulmuş olan bağlantı sistemine ağ sistemi (Network) denir. Bağlanan bilgisayarların birbirlerine olan uzaklığı ve kullanılan araç ve elemanlar itibariyle ağ sistemleri gruplara ayrılır.
MAN (metropolitan area network) tipi ağlar, yerel alan ağlarından (LAN) daha geniş bir bölgedeki bilgisayar kaynakları ile kullanıcıları birbirine bağlamakta aynı zamanda geniş alan ağlarından (WAN) da daha dar bir bölgeyi kapsamaktadırlar.
Orta ölçekli ağ sistemleridir. Bir kampus içerisinde veya şehir yada metrepol içerisinde yönlendirme, güçlendirme ve doğrulama işlemleri için yardımcı ağ aygıtlarına gereksinim duyarlar ve bünyelerinde birden çok LAN sistemi barındırırlar ve bu ağları birbirlerine bağlarlar. Intranet bunlara güzel bir örnektir. MAN’lar, LAN’ların şehir çapındaki büyük türleri olarak da tanımlanabilirler ve LAN’larla aynı teknolojileri kullanırlar. Bir MAN veri ve ses haberleşmesi sağlayabileceği gibi örneğin bir TV ağına da bağlantılı olabilir.
   Bir ağ bir çok durumda karmaşık bir fizik yerleşime dağılmış olabilir. MAN uygulaması genelde bu tür geniş bir alana yayılmış olan sistemi alt networklere ayrıştırarak entegre etme yaklaşımına dayanır. Buna bir anlamda networklerin networkü gözü ile de bakabiliriz. Bu networklerin entegrasyonu için çok çeşitli teknolojiler kullanılmaktadır. Bu teknolojiler network mimarisine göre basit veya karmaşık bir yapıda olabilir.
Kurulan ağların birbirlerine bağlanması ağ bağlantı ekipmanları ile yeterince güvenli ve ekonomik bulunmuyorsa ve ağların bulunduğu ortamlar çok geniş alanlara dağılmış ise; örneğin büyük bir fabrika, geniş bir üniversite kampüsü, çok fazla satış üretim ve bağlantı noktası olan işletmeler için MAN (geniş alan ağ) kullanılır.
   
MAN uygulamalarında, anahtarlama elemanları kullanılmayıp bağlantı bir yada iki kablo ile de sağlanabilsede bu tür bağlantılarda şu anda genelde modemler kullanılmaktadır. Modemler ile yerel telefon hatları kullanarak ağlar birbirlerine bağlanmaktadır. Ortaya çıkacak topoloji ve protokol sorunları ise modemlerle birlikte yada modemlerden önce kullanılan ağ bağlantı ekipmanları (router, gateaway) ile çözümlenir.
   MAN’ları diğer ağlardan ayıran en önemli özellik ise MAN’lar için uygulanan DQDB (Distrubated Queue Dual Bus) yöntemidir. IEEE 802.6 standartlarında açıklanan bu yöntemde, tüm makinelerin bağlı olduğu tek yönlü iki veriyolu bulunur. Bu yöntem diğer ağlara göre tasarım kolaylığı sağlamaktadır. Bunu yanında MAN bağlantıları LAN ve WAN bağlantı hizmetlerini sağlayan diğer teknolojilerle de uyumludur ve onları kullanmaktadır. ATM, FDDI, DQDB and SMDS gibi eski teknolojiler günümüzde yerlerini Gigabit Ethernet ve 10 Gigabit Ethernet gibi yeni teknolojilere bırakmaya başlamışlardır. Fiziksel seviyede, MAN bağlantıları, fiber optik kablolama üzerine inşaa edilmiş veya mikrodalga yada radyo gibi kablosuz teknolojiler üzerine inşaa edilmiş LAN bağlantıları ile aynı teknolojileri kullanmaktadır. Çok sayıda yerel ağ bağlantısını (LAN) birbirine yüksek hızlı ana taşıyıcı sistemi (backbone) teknolojisi ile bağlayan MAN bağlantılarının diğer farklı olan özellikleri ise şöyle sıralanabilir:
Ağ boyutu LAN ve WAN boyutlarının ortasında yer alır. Genel olarak 5 ile 50 km arasındaki mesafeleri kapsamaktadır. Bu bağlamda, pek çok MAN bağlantısı bir şehrin tamamını kapsar ise de bazı durumlarda mevcut binaların ufak bir bölümünüde kapsayabilir.
MAN bağlantılarının genel olarak sadece tek bir organizasyon için kullanılabilirliğinden bahsedemeyiz. Bu durum WAN bağlantıları ile aynı karakteri gösterir.MAN bağlantılarının iletişim hatları ve ekipmanları esasında ağ ve ISP (internet servis sağlayıcısı) ile kullanıcılar arasındaki hizmet alış verişler arasında yer almaktadır.
MAN bağlantıları, genellikle bölgesel kaynakların paylaşımını ağ üzerinde yüksek hızlarda gerçekleştirme eylemini üzerine almıştır. MAN sıklıkla, WAN üzerinde yer alan  diğer networklerin bağlantı paylaşımlarını sağlamaktadır.
Metropolitan Area Network (MAN) protokolleri IEEE, ITU-T vb gibi standartlarla tanımlanan veri bağlantı kademeleridir(OSI modeli-layer 2). MAN bağlantılarında kullanılan temel protokol ve teknolojiler aşağıdaki gibi sıralanabilir:

   ATM: Asynchronous Transfer Mode
   DQDB: Distributed Queue Dual Bus Defined in IEEE 802.6
   Ethernet at data rate 10 Gbps (IEEE 802.3ae)
   FDDI: Fiber Distributed Data Interface
   Gigabit Ethernet: Ethernet at data rate 1000Mbps (IEEE 802.3z, 802.3ab)
   IEEE 802.16: Broadband Wireless MAN Standard (WiMAX)
   SMDS: Switched Multimegabit Data Service
   WiMAX: IEEE 802.16: Wireless MAN

 5 
 : 14 Nisan 2010, 01:41:42 
Başlatan GokhanK - Son mesaj Gönderen: GokhanK
IP ADRESLERİ

Bilgisayarlar veya diger cihazlar networklere fiziksel olarak baglanmanin yaninda mantiksal olarak ta dahil olmalidir. Bunun icin ayni networkte ki iki cihazin ayni ip networkunde olmasi gerekir, yani Network adresleri ayni olmalidir.
Bilgisayarlara ip adresleri Static veya Dinamik olarak verilebilir. Dinamik olarak ip adresi atamasi icin en guzel ornek DHCP Server’dir. Dynamic Host Configuration Protokolun   kisaltmasi olan DHCP konfigürasyonu Router üzerinde de yapilabilmektedir.
IP adresleri bir bilgisayarı adreslemeyi amaçlayan 32 bitlik bir bilgidir. Aynı cadde ve sokak adları gibi bölümlüdür ve tek bir kapı sadece tek bir IP adresi ile gösterilir. IP adresleri her biri onlu sayı 0 ila 255 arasında olan 4 gruptan oluşur. Bu gruplar w,x,y,z harfleriyle temsil edilir. Örneğin: 123.45.35.122. Dörtlü gruplardan her biri 8-bitlik bir Internet adresini belirtir. Decimal gösterim          :  123. 45 . 35 .122
İkili Gösterim   : 11001010. 00101010 . 00100101 . 11010010
Sonuç olarak network içinde her bilgisayar bir network kartına sahiptir. Her network kartı da tanımlanmış bir adrese sahiptir. Network yöneticisi TCP/IP yazılımını yükleyerek her bir kartın IP adreslerini tanımlar. Bu arada bölümün ileriki kısmında görüleceği gibi DHCP gibi olanaklar IP adreslerinin belirlenmesini kolaylaştırır.
Her IP adresi iki kısımdan oluşur. Network ID ve Host ID. Network ID değeri bilgisayarın bulunduğu network (segment) numarasını, Host ID ise bilgisayarın ya da diğer aygıtın numarasını gösterir. Yani mahalle içinde ev numaraları gibi. Bir şehirde 500 mahalle olabilir. Bu beş yüz tane network ID anlamına gelir. Her mahallede binlerce kapı numarası olabilir. Onlarda host ID anlamına gelir.
Bir IP adresi 32 bit uzunluğundadır. Diğer bir deyişle 8-bitlik 4 kısımda oluşur. Her bir kısım binary (ikili) olarak da ifade edileceğinden desimal olarak 0-255 arasında, ikili olarak da 0000000 ile 11111111 arasında değer alır.

Adres Sınıfları

Değişik büyüklüklerden networklerin (ağların) tasarımı için IP adresleri sınıflandırılmıştır. A, B ve C sınıfları olan IP adresleri değişik aralıklardaki Network ID ve Host ID değerlerini desteklerler.

Sınıf     İlk bölüm sayıları
A         1-126
B         128-191
C         192-223
Örneğin: 111.192.110.1 bir A class IP adresidir. 131.192.110.1 bir B class IP adresidir. 194.192.110.1 ise bir C class IP adresidir.
Sınıf     Network sayısı             Her networkteki host sayısı            Aralık
A         126                                16,777,214                                  1-126
B         16,384                           65,534                                          128-191
C         2,097,152                     254                                               192-223
 A sınıfı adreslerinde ilk bayt networkü tanımlar. Geri kalan 24-bit ise host sayısını belirtir. Çok sayıda host (bilgisayar ya da network üzerindeki diğer aygıtlar) bulunan networkler için uygundur. 
B sınıfı adreslerde ise iki bayt networkü tanımlar. Geriye kalan 2 bayt ise host sayısını belirler.
C sınıfı adreslerde ise ilk üç bayt networkü tanımlamak için kullanılır. Geriye kalan tek bayt host sayısını belirtir.

Subnet Mask

Subnet mask IP adresinin mask kısmını oluşturur. Böylece TCP/IP, Network adresi ile TCP/IP adresini birbirinden ayırır. Bu sayede Network ID ve Host ID birbirinden ayırt edilir. Örneğin: 255.255.0.0 TCP/IP host'u iletişime başladığında; subnet mask host'un yerel mi yoksa uzak (remote) olduğunu belirtir.
Subnet mask network sınıfına göre düzenlenir. Varsayılan subnet değerleri:

Sınıf     Adresi

A         255.0.0.0
B         255.255.0.0.
C         255.255.255.0
IP (Internet Protocol)
Bağlantısız bir protokoldür.   Bu protokol datanın hedefe ulaşması için gidebileceği en
iyi yolu seçer ve   gelen paketleri IP başlıklarını okuyarak networkteki bilgisayarların
yerlerini  belirler. IP  başlıklarında  gönderilecek  datanın  yaşam  süresi,  datanın gönderilmesini  sağlayacak  protokol,  kaynak  ve  hedef  ip  adresleri,  kullanılan  ip versiyonu gibi bilgiler bulunur.


 6 
 : 14 Nisan 2010, 01:40:54 
Başlatan GokhanK - Son mesaj Gönderen: GokhanK
KABLO STANDARTLARI

Bilgisayarlar  ethernet  kartlarına  takılan  kablo  aracılığıyla  birbirine  bağlanırlar. Networkün  yapısına  göre  farklı  özelliklerde  kullanabilecek  bir  çok  çeşit  kablo standardı vardır. Ana   başlıkları şöyle sıralayabiliriz

-Koaksiyel (Coaxial)
-Twisted-Pair
    
-UTP (Unshielded Twisted-Pair / Koruyucusuz-Dolanmış-Çift)
    -STP (Shielded Twisted-Pair / Koruyuculu Dolanmış-Çift)

 -Fiber-Optik

Koaksiyel Kablolar

Koaksiyel kablolar yaygın olarak kullanılan ağ kablolarıdır. Çok tercih edilmesi ve çok sık  kullanılmasının     başlıca  nedenleri  uygun  fiyatı,  hafifliği,  esnekliği  ve  kolay kullanılmasıdır. Bir koaksiyel kablo bir iletken metal telin önce plastik bir koruyucu ile, ardından bir metal örgü ve dış bir kaplamadan oluşur. Bu koruma katları sayesinde iletilen  verinin  dış  etkenlerden  etkilenmesi  minimuma  indirgenmeye  çalışılmıştır. Koaksiyel kablonun içinde kullanılan tek genellikle bakırdır.

Koaksiyel kablonun iki tipi vardır:

-Thin (thinnet)
-Thick (thicknet)

Thinnet (ince) koaksiyel kablodur. 25 inç genişliğindedir. Yaygın olarak kullanılır. Verileri sağlıklı  olarak 185  metre  uzağa  iletebilirler. Thinnet  koaksiyel  kablolar  RG-58 standardı olarak değişik biçimde üretilmektedir. Thinnete 10Base2, Thicknete 10Base5 da denir. Thicknet   ise   daha   kalın   bir   koaksiyel   kablodur.   Thicknet   kablolar 0.5   inç kalınlığındadır.  Bu  nedenler  thicknet  kablolar  daha  uzun  mesafe  veri  iletiminde kullanılırlar. 500  m  mesafe  için  kullanılan  thicknet  koaksiyel  kablolar  tipik  olarak thinnet networkler için bir backbone oluşturmada kullanılır.
Mesafe   Koaksiyel kablo
185 m   Thinnet
500 m   Thicknet

 

Bir thinnet koaksiyel kabloyu thicknet kabloya bağlamak için ise transceiver denilen ara birim kullanılır. Transceiver'ın network adaptörüne bağlanması için AUI ya da DIX adı verilen çıkış kullanılır. AUI (Attachment Unit Interface) anlamındadır. DIX (Digital Intel Xerox) anlamına gelir.


 


Koaksiyel  kabloların  network  adaptörüne  bağlanması  için,  ayrıca  iki  kablonun birbirine eklenmesi BNC Konektörleri kullanılır. BNC kablo konnektörü kablonun ucunda yer alır. T konnektör ise koaksiyel kabloyu network adaptörüne bağlamak için kullanılır. Barrel konnektör ise iki koaksiyel kablonun birbirine bağlanmasını sağlar. Sonlandırıcılar ise kablonun sonunda yer alırlar.

Twisted-Pair Kablolar

LAN'larda ve sınırlı veri iletiminde kullanılan bir diğer kablolama türü de twisted-pair kablolardır. Twisted-Pair (Dolanmış-çift) kablo iki telden oluşan bir kablodur. Twistedpair kablolar iki türdür:
-UTP (Unshielded Twisted-Pair)
-STP (Shielded Twisted-Pair)
 
10BaseT  network'lerde  ve  diğer  LAN  ortamlarında  yaygın  olarak  UTP  kablolar kullanılır.  Maksimum  UTP  kablo  uzunluğu  100  m  dir.  UTP  kablo  iki  izoleli  bakır kablodan oluşur. UTP kablolar ayrıca telefon sistemlerinde de kullanılır. 10BaseT kablolar RJ-45 sonlandırıcıları ile sonlandırılırlar.

Fiber-Optik Kablolar

Fiber-optik kablolar verileri ışık olarak ileten yüksek teknoloji iletim ortamlarıdır. Fiberoptik kablolar hızlı ve yüksek kapasiteli veri iletimi için uygundur. Özellikler 100 Mbps hızında veri iletimi için kullanılır. Verilerin güvenliği açısından daha iyidir. Çünkü ışık olarak temsil edilen veriler başka bir ortama alınamazlar.
Fiber-optik kablo üzerinden veri aktarımı; ince fiber cam lifi (ışık iletkeni) üzerinden ışık dalgası şeklinde gerçekleştirilir. Aktarılacak her bir ışık işareti için ayrı bir ince fiber  cam  kullanılır.  Bu  çerçevede  en  basit  hali  ile  bir  Fiber-optik  kablo  3  temel kısımdan oluşmaktadır:   Işığın geçtiği tabaka olan Asıl Işık İletkeni, ışığı yansıma ve kırılmalara karşı koruyan ve yine bir cam tabaka olan Cam Örtü ve tüm cam kısmı koruyan  Koruyucu  Kılıf  olarak  adlandırılabilecek  kısımlardır.  Uygulamada  bunlara ilave olarak Fiber-optik kabloya; kablonun bina içi/bina dışı kullanım yeri ve şartlarına bağlı olarak çelik zırh yada jel tabakası gibi başka koruyucu ve esneklik kazandırıcı kısımlarda ilave edilebilmektedir.

 7 
 : 14 Nisan 2010, 01:39:43 
Başlatan GokhanK - Son mesaj Gönderen: GokhanK
YEREL AĞ - LAN

Local Area Network yani Yerel Ağ sınırlı bir coğrafi alan içerisinde tanımlı bilgisayar ağıdır. Bu alan bir ev, ofis veya binalar topluluğu olabilir. LAN’ları WAN’lardan ayıran en büyük özellikler küçük bir bölgede tanımlı olmaları, daha yüksek hıza ve veri transfer oranına sahip bağlantılar sağlamaları ve kiralık hat gibi dışa açılan bir bağlantıya ihtiyaç duymamalarıdır. LAN‘lar sınırlı bir coğrafi bölgede tanımlı oldukları için yerel bir network yöneticisi tarafından kontrol edilebilirler.
Günümüzde LAN bağlantısı için kullanılan en yaygın yöntemler UTP kablo kullanılarak kurulan Ethernet bağlantısı ve Wireless bağlantı şekilleridir. Bunun haricinde geçmişte Token Ring gibi yöntemler de kullanılmıştır.
Dünya’da kurulan ilk LAN bağlantısı Ethernet’in orijinal versiyonudur. Ethernet teknolojisi ilk olarak 1980’li yıllarda o zamanlar çok pahalı olan lazer yazıcıların birden fazla bilgisayar tarafından kullanılabilmesini sağlamak amacıyla geliştirilmiştir. Daha sonra standartlaştırılarak LAN bağlantılarında yaygın olarak kullanılmıştır.

Paylaşılan Ortam İçin Erişim Kontrol Yöntemleri

LAN bağlantılarında iletim ortamı pek çok ağ cihazı tarafından ortaklaşa kullanıldığı için çeşitli erişim kontrol yöntemlerine ihtiyaç duyulmuştur. Bu yöntemler temel olarak Rekabet Tabanlı Yöntemler ve Kontrollü Erişim Yöntemleri olarak ikiye ayrılır.

Kontrollü Yöntemler

Kontrollü ağ erişim yöntemlerinde ortamı paylaşan tüm cihazlar bilgi iletmek için sırasını bekler. Böylece iki cihazın birden veri göndermesi engellenmiş olur.
Kontrollü ağ erişim yöntemlerinden en yaygın kullanılanı Token Ring’dir. Token Ring yapısında Token denilen bilgi parçası sırayla LAN’daki tüm cihazları dolaşır, token’a sahip olan cihaz ağ üzerinden veri gönderme hakkında sahiptir. Bu nedenle aynı anda birden fazla cihaz veri gönderemez ve ağ üzerinde çarpışma oluşmaz.

Rekabet Tabanlı Yöntemler

Rekabet tabanlı yöntemlerde ağdan veri göndermek için sürekli bir rekabet yaşanır. Paylaşılan ortamdan o an hangi cihazın veri göndereceği belirsizdir. Hattı boş bulan ilk cihaz veri gönderebilir. Bu yapıda aynı anda iki cihazın veri göndermesi sonucu çarpışma oluşabilir.
LAN’lardaki cihaz sayısının hızla artması ve transfer edilen veri boyutlarının büyümesi sonucu Token Ring gibi kontrollü erişim yöntemleri tercih edilmemeye başlanmıştır. Fakat bunun yanında Rekabet Tabanlı Erişim’de veri çarpışmasını önlemek için çeşitli yöntemler geliştirilmiştir. Bunlar Ethernet için CSMA/CD ve Wireless için CSMA/CA olarak adlandırılır.

CSMA (Carrier Sensed Multiple Access)

CSMA yönteminde LAN’a bağlı cihazlar hattı sürekli dinler. Hat doluysa cihaz veri göndermeye çalışmaz fakat buna rağmen herhangi bir sebepten aynı anda iki cihaz veri göndermeye çalışırsa çarpışma oluşur. CSMA yönteminde LAN’a bağlı cihazlar veri göndermek için sürekli bir rekabet içindedir.
CSMA/CD (Carrier Sensed Multiple Access with Collision Detection)
CSMA/CD yönteminde hat dinlenirken çarpışma tespit edilirse veri gönderen tüm cihazlar ver göndermeyi keser ve 32 bitlik JAM sinyali gönderirler. Bu sayede LAN’a bağlı tüm cihazlar çarpışma meydana geldiğinden haberdar olur. JAM sinyalini alan tüm cihazlar rasgele bir süre bekledikten sonra veri gönderebilir.
CSMA/CA (Carrier Sensed Multiple Access with Collision Avoidance)
CSMA/CA yönteminde cihaz veri göndermeden önce veri göndereceğini belirten bir sinyal yollar. Bu şekilde hattı rezerve ettikten sonra veri göndermeye başlar. Veri göndermeyi bitiren cihaz karşı taraftan onaylama bilgisi bekler. Onaylama bilgisi gelmezde veri tekrar gönderilir.

Network Topolojileri

Ağ yapıları bağlantı şekillerine göre çeşitli isimler alır. Fakat bu bağlantı şekilleri mantıksal ve fiziksel olmak üzere ikiye ayrılır. Mantıksal topoloji hat üzerinden iletimin mantıksal olarak nasıl gerçekleşeceğini gösterirken fiziksel topoloji ise cihazlar arası fiziksel kabloların nasıl bağlandığını gösterir.

Fiziksel Topolojiler

En yaygın kullanılan fiziksel topolojiler star, ring ve bus topolojilerdir.

Star Topoloji

Star topolojide tüm terminaller merkezi bir hub’a bağlıdır. Bu yapının kurulumu kolaydır, uç cihazlardan biri bozulursa ağ çalışmaya devam eder fakat merkezdeki hub’da bir sorun çıkması durumunda tüm ağ yapısı bozulabilir.

Ring Topoloji

Ring topolojide tüm cihazlar her iki yanındaki cihaza bağlıdır. Gönderilen veri hedefine ulaşmak için cihazdan cihaza transfer edilir. Bu yapıda tek bir cihazın bozulması tüm ağ yapısını bozar, ayrıca yeni bir cihaz eklemek fiziksel yapı nedeniyle çok zordur.


Bus Topoloji
    
Bus topolojide tüm cihazlar uçlarda sonlandırılmış ortak bir kabloyu kullanır. Gönderilen veri kabloya bağlı tüm cihazlar tarafından alınır fakat sadece hedef cihaz mesajı işler. Bu yapıda ağa bağlı cihazlardan birinin bozulması ağı etkilemez fakat ana kablodaki bir arıza tüm ağın işleyişini bozabilir.  Gönderilen veri tüm cihazlar tarafından alındığı için güvenlik açısından zayıftır, ayrıca iki cihazın aynı anda veri göndermesi sonucu oluşacak çarpışmaları önlemek için çeşitli yöntemlere ihtiyaç duyulur.

Mantıksal Topolojiler

En yaygın kullanılan mantıksal topolojiler point-to-point topoloji, multi access topoloji ve ring topolojidir.

Point-to-point Topoloji

En basit mantıksal topoloji şeklidir, iki cihaz arasında doğrudan bağlantı kurulur. Adresleme ve ortama erişim kontrollerine gerek yoktur.


Multi Access Topoloji

Bu topolojide birden fazla cihaz aynı iletim ortamını paylaşır, aynı anda veri gönderimi sonucu çarpışma oluşabilir. En bilinen örneği Ethernet’tir.

Ring Topoloji

Bu yapıda ağa bağlı cihazlar sıra ile hat üzerinden veri iletir. Token’a sahip olan cihaz veri gönderme hakkına da sahiptir. Token Ring en bilinen örneğidir.

LAN Cihazları

Network’lerde çeşitli topolojileri oluşturmak ve mevcut Network yapısını genişletmek için Network cihazlarına ihtiyaç duyulur. LAN’larda en yaygın kullanılan network cihazları Hub ve Switch’tir. Bunların haricinde LAN’ın diğer LAN’lar ile olan bağlantısını sağlamak için Router’lar kullanılır. 

Hub

Hub’lar en basit LAN cihazlarıdır. Hub’a bağlanan tüm cihazlar mantıksal olarak tek bir ortamı paylaşır, yani Hub’lar mantıksal olarak multi access topolojiye sahiptir. Bir Hub’a gelen veri Hub’a bağlı tüm cihazlara iletilir. Verinin hedefi olan cihaz veriyi kabul ederken diğer cihazlar veriyi reddeder. Hub multi access bir topolojiye sahip olduğu için Hub’a bağlı iki cihaz aynı anda veri göndermeye çalışabilir ve çarpışma oluşur. Hub’a bağlı cihazların oluşturduğu yapıya, bu yapı üzerinde çarpışma olabileceğinden dolayı collision domain denir.

Switch 

Switch’ler Hub’lardan farklı olarak multi access topolojiye sahip değildir. Switch’ler network’ü parçalara bölerek collision domain’leri ayırır. Switch’in üzerinde yer alan her bir fiziksel port ayrı bir collision domain oluşturur. Switch’ler portlarına bağlı cihazlar arasında veri iletimi sırasında sırf o transfer için ayrılmış bir bant genişliği sunar.
Switch’ler iki cihaz arasında bağlantıyı MAC adreslerini kullanarak gerçekleştirir. MAC adresleri her network erişim cihazında (Ethernet için Network Interface Card, Wireless için Wireless dongle gibi) bulunan 48bit’lik adreslerdir. Bu adresler kart üzerindeki ROM’a yazılır. MAC adreslerinin ilk 24 bit’i üreticiyi firmayı belirtirken son 24 bit ise o karta ait tanımlayıcı adrestir.
Switch’ler kendisine bağlı cihazların MAC adreslerini MAC tablosunda tutar ve o cihaza veri gönderildiğinde MAC tablosunda hedef cihazın bağlı olduğu port’a veriyi yönlendirir.
Switch’ler temel olarak 3 temel işlem gerçekleştirir.

Bunlar:

Learning: Switch gelen verinin kaynak MAC adresini MAC tablosuna yazar.

Selective Forwarding: Hedef MAC adresine bakılarak veri sadece hedef port’a gönderilir.

Flooding: Hedef MAC adresi MAC tablosunda bulunmayan verileri için veri tüm portlara yayılır.   

 8 
 : 14 Nisan 2010, 01:38:04 
Başlatan GokhanK - Son mesaj Gönderen: GokhanK
Network nedir?

Network birbirine kablolarla bağlanmış server, printer, pc, modem gibi birçok haberleşme ekipmanının en ekonomik ve verimli yoldan kullanılmasıdır. Network insanların bireyselce değil, ortak çalışmalarını sağlar. Network, veri, yazılım ve ekipman paylaşımıdır. Küçük bir ağ iki bilgisayardan oluşabileceği gibi, büyük bir ağ binlerce bilgisayar, fax-modem, cd-rom sürücü, printer ve bunun gibi ekipmanlardan oluşabilir.

Neden Network’e gereksinim duyulur?

Network zaman ve para kazancı sağlar. Başarı için işletmenin sadece ofis içinde değil, tüm dünya ile haberleşmesi gerekir. Paylaşım söz konusu olduğundan donanım tüm personel tarafından kullanılabilir, her bir birey için ekstra yazıcı, modem, disk ünitesi gerekmez. Internet erişimi de bir ağ üzerinde paylaştırılabilir.
 
Network nasıl çalışır?

Ethernet en genel networking sistemidir. Ethernet standardları ile birlikte gelmiştir. Ethernet ağından gönderilen tüm mesajlar diğer bir ekipmanın alabileceği standart kodlardan oluşur. İlk olarak XEROX tarafından bulunmuş ve daha sonra DEC, Intel ve XEROX tarafından formulize edilip belirli metodları kullanıp saniyede 10 Mbit veri transfer edebilen bir sistem olarak ortaya çıkmıştır


Network terimleri

Server : Server, dosya depolamak ve bu dosyalara ağ üzerinden erişmek için kullanılan basit bir sistem olabileceği gibi, birçok hard-disk içeren, yedekleme üniteleri ve cd-rom sürücüleri olan kompleks sistemler olabilir.
Printer, fax makinaları, modemler, internet erişimi vs. gibi kaynakların ağ üzerinde paylaşılmasına yardımcı olur.
Server’a bağlanan bilgisayarlara istemci (client) denir. Sunucular genelde veritabanı dosyalarını, birçok yazılım istemcisinin erişimine sunar.

Workstation: Server’a bağlı ufak iş istasyonu olarak da adlandırılan yardımcı bilgisayarlardır.

Hub: Hub’ın görevi kendisine ulaşan sinyalleri alıp yine kendisine bağlı olan ağ ekipmanlarına dağıtmaktır. Hub bu işlem sırasında bir tekrarlayıcı görevi görür ve sinyali güçlendirir.

Mbps: Saniyede 10 milyon bit (Millions of bits per second)

Switch: Switch’ler daha kompleks ve daha verimli hublardır. Portları arasında direk kanal oluşturma yeteneği vardır. Network performansını arttırır.

Node: Bir network ekipmanı (hub veya switch gibi) ile haberleşebilen, server, printer, fax makinası, vb.

Workgroup: Küçük haberleşebilen bir grup oluşturabilmek için tek bir switch veya hub’a bağlı nodelara denir.

Server Tabanlı ve Peer-to-Peer Networkler

a - Server Tabanlı Networkler

Server tabanlı ağlarda “server” ağın yöneticisidir. Tüm nodelar servera bağlıdır (Star yapıda hub aracılığıyla). Bu ağlarda sunucu ortak kullanıma açılan yazılım, printer, fax modem, internet erişimi gibi kaynakları, istemcilerin erişimine sunar.
Sunucu bir hakem gibi davranır ve node’lar bilgi istediğinde önce serverla konuşur ve server istenilen bilginin yerini tesbit ederek, kullanıcın erişim haklarına göre veriye ulaşımını sağlar.

b - Peer-to-Peer Networkler

Bu ağ yapısında server kullanılmaz, her bir istemci kendi hard diskine sahiptir. Her node birbiri ile konuşabilir ve istediği bilgi veya servisi alabilir. İstemciler diğer istemcilerin kullanımına açmak istedikleri veri veya servisi paylaştırırlar.
         
 

OSI Referans Modeli

OSI iletişim için kullanılan Open System Interconnection(Bağlantılar arası Açık Sistem)referans modelidir. OSI’nin oluşturma ve geliştirme sürecinde yer alan bazı kişiler, OSI’nin dünyadaki bütün bilgisayar uygulamalarında kullanılan tek ağ oluşum sistemi olmasını istemişlerdi. Hatta ABD hükümeti, 1990’ların başında, satın aldığı bütün bilgisayarların OSI destekli olmasını isteyecek kadar ileri gitmiştir; tabii ki bu da, satıcıları OSI kodu yazmaya teşvik etmiştir. Daha sonra OSI’nin pazarlarda başarı yakalayamadığı görülmüştür. Bunun nedeni; ABD hükümetinin satın aldığı bilgisayarlarda OSI desteğini talep etmekten vazgeçmesi olmuştur. Ama halen OSI’yi kapsayan bazı protokoller kullanılmaktadır. Bunun yanında, günümüzde OSI modeli, diğer protokol özelliklerinden bahsederken temel referans noktası olarak kullanılmaktadır.

OSI Katmanları

OSI referans modeli yedi katmandan oluşmaktadır. Her bir katman, tipik bir ağ oluşum işlev dizisini tanımlar. OSI 1980 ve 1990’larda aktif gelişim sürecindeyken, OSI komiteleri, her bir katman tarafından belirlenen işlevleri uygulamak için yeni protokol ve özellikler oluşturdu. Diğer durumlarda ise OSI komiteleri, yeni protokol ya da standartlar yaratmak yerine, tanımlanmış olan diğer protokolleri standart gösterdiler. Örneğin, IEEE Ethernet standartlarını tanımlamaktadır; dolayısıyla OSI komiteleri, yeni bir Ethernet türü belirlemek için zaman harcamaktansa, IEEE Ethernet standartlarını referans olarak gösterdi.

Bugün OSI modeli, diğer ağ modellerine yönelik karşılaştırma olarak kullanılabilmektedir. OSI’de 7 katmandan her biriyle ilişkili, çok iyi tanımlanmış bir işlev dizisi bulunduğu için, herhangi bir ağ protokolü ya da özelliğini inceleyip, bunların OSI’deki 1., 2., 3. ve diğer katmanlara uyup uymadığını anlayabilirsiniz. Dolayısıyla pek çok kişi OSI terminolojisini ve katman numaralarını kullanarak, IP ağ katmanı, 3.Katman ya da protokol olduğunu söylemektedir. OSI referans modelinin üst katmanları (uygulama (application), sunum (presentation)ve oturum (session), 7, 6 ve 5 numaralı katmanlar), uygulamaya odaklanan işlevleri tanımlamaktadır. Altta yer alan dört katman ise taşıma (transport), ağ (network), veri bağı (data link) ve fiziksel (physical), 4, 3, 2 ve 1 numaralı katmanlar, verinin uçtan uca teslimine (end to end delivery) odaklanan işlevleri tanımlamaktadır.

7.Katman:

7.Katman, iletişim yazılımı ile yer aldığı bilgisayarın dışıyla iletişime geçmesi gereken uygulamalar arasındaki ara yüzü tanımlamaktadır. Örneğin bir web tarayıcısı bilgisayar üzerinde yer alan bir uygulamadır. Tarayıcı, Web sayfasının içeriğine sahip olmalıdır; OSI’ deki 7.katman ise, bu web sayfasını elde etmek için, uygulama çerçevesinde kullanılan protokolleri tanımlamaktadır.

6.Katman:

Bu katmanın temel amacı ASCII metni, ikili, BCD ve JPEG gibi veri formatlarını tanımlamaktadır. Ayrıca şifreleme de (Encryption) sunum katman hizmeti olarak OSI tarafından tanımlanmaktadır. Örneğin FTP, ikili(binary) ya da ASCII transfer seçeneklerinden birini seçmenizi sağlamaktadır. Eğer ikiliyi seçerseniz, gönderici ya da alıcı dosyanın içeriğini değiştirmez. ASCII seçildiği takdirde, gönderici, metni kendi karakter dizisinden standart bir ASCII’ye çevirip veriyi bu şekilde gönderir. Alıcı da, veriyi gönderilen standart ASCII’den alıcı bilgisayardaki karakter dizisine geri çevirir.

5.Katman:

Oturum katmanı, konuşmaların nasıl başlatılacağını, kontrol edileceğini ve bitirileceğini tanımlamaktadır. Bu, bir dizi mesajdan ancak birkaçı tamamlandığında uygulama onaylanabilsin diye, çoklu çift-yönlü(bidirectional) mesajların kontrolünü ve yönetimini kapsamaktadır. Bu sayede, sunum katmanı, gelen veri akışını (data stream) bütünsel olarak görüntüleyebilir. Sunum katmanı, bütün akışlar bazı durumlarda meydana geldiği takdirde, veri olarak sunulabilir. Örneğin, çek hesabınızdan nakit çeken bir ATM işlemi (automated teller machine transaction), parayı almamış olmanıza rağmen hesabınıza borç işlememeli ve işlemi kaydedip nakdi almadan önce sizi zarara uğratmamalıdır. Oturum katmanı sayesinde hangi akışların aynı oturum içinde bulunduğu ve bir akışın tamamlanmış kabul edilmesi için hangilerinin sonlanması gerektiği bilinmektedir.




4.Katman:

4. Katmandaki protokoller çok sayıda servis sunmaktadır. 5., 6. ve 7.katmanlar uygulamaya ilişkin konulara değinirken, 4.Katman, veri teslimine ilişkin konulara değinmektedir. Örneğin, hata düzeltme, iletim için uygulamadaki büyük veri bloklarının küçük parçalara ayrılması ve bu veri bloklarının alıcı bilgisayarında yeniden bir araya getirilmesi(reassembly).

3.Katman:

Bu katman, uç uca teslim paketlerini tanımlamaktadır. Bunu yapabilmek için ağ katmanı, herhangi bir uç noktanın tanımlanabilmesi için mantıksal adreslemenin tanımını yapar. Ayrıca, yönlendirmenin işleyişi ve paketlerin teslimini sağlayan yönlerin nasıl öğrenildiği de yine bu katmanda tanımlanmaktadır. OSI’nin ağ katmanı, bir Cisco router’ının yönlendirme esnasında düşündüğü detayların çoğunu tanımlamaktadır. Örneğin bir cisco router’ıyla çalışan IP, varılacak adresi IP yönlendirme tablosuyla karşılaştırmak, giden ara yüz daha küçük paketler gerektiriyorsa paketi bölmek ve arayüze göndermek üzere paketi sıraya koymak suretiyle varılacak IP adresini incelemekten sorumludur.

2.Katman:

Veri bağı katmanına ait (2.Katman) özellikler, verileri tek bir bağlantı ya da ortam vasıtasıyla iletmektir. Bu protokoller, söz konusu ortam türleriyle zorunlu olarak ilintilidir. Örneğin, OSI tarafından geçerli veri bağı katman(2.Katman) protokolleri olarak referans gösterilen 802.3 ve 802.2, IEEE için Ethernet’in tanımını yapmaktadır.

1.Katman:

OSI’ye başvuran diğer katmanlar gibi fiziksel katman (1.katman) spesifikasyonları   (specifications özellik, belirtim)  aktarım ortamının fiziksel özellikleriyle ilişkilidir. Bağlayıcılar, pinler(bacak),bunların kullanımı elektrik akımı, kodlama ve ışık modülasyonu farklı fiziksel katman özelliğidir. Örneğin RJ 45 bağlayıcının şeklini ve kablodaki tel veya pin sayısını verir.Ethernet ve 802.3 kabloların veya 1., 2., 3. ve 6.pinlerinin kullanımını tanımlar.Yani kategori 5 kabloyu RJ 45 bağlayıcı ile Ethernet bağlantısında kullanmak için Ethernet ve RJ 45 fiziksel katman belirtimi kullanılır.

OSI Katman Oluşum Kavramları ve Yararları

Ağ oluşturmaya ait işlev ya da görevleri, katman(layer) denilen, daha küçük yığınlara ayırmayla ve bu katmanlar arasında standart yüzlerin tanımlanmasıyla birçok yarar elde edilebilir. Katmanlar, büyük ve karmaşık bir dizi kavram ve protokolü daha küçük parçalara ayırmaktadır; böylelikle bunlar hakkında konuşurken, donanım ve yazılım uygulamalarında ve sorun tespitinde daha fazla rahatlık sağlanmış olur. Aşağıdaki liste, katmanlı protokol özelliklerinin yararlarını özetlemektedir:
   
Öğrenmede kolaylık: İnsanlar, bir protokol özelliğindeki birçok detay hakkında daha rahat konuşabilip bunları daha kolay öğrenebilir.
 Karmaşıklığın basitleştirilmesiyle, program değişimlerinde kolaylık, ürün evriminde ise hız sağlanmaktadır.
   
Çok yönlü satıcı iş birlikteliği (multivendor interoperability): Aynı ağ oluşturma standartlarını karşılayacak ürünlerin oluşturulmasıyla, birden fazla satıcıdan alınan bilgisayar ve ağ aygıtları aynı ağda çalışabilir.
Modüler mühendislik: Bir satıcı, üst katmanları uygulayabilecek bir yazılım yazabilirken(örneğin, bir web tarayıcısı) bir diğeri, alt katmanları uygulayabilecek bir yazılım yazabilir(örneğin, Microsoft’un işlem sistemi içindeki TCP/IP yazılımı).

Katman oluşturmanın yararlarına, tanıdık olduğumuz posta servis örneklemesinde(postal service analogy) de rastlanmaktadır. Mektup yazan bir kişinin, posta servisinin mektubu yurt dışına nasıl göndereceğini düşünmesine gerek yoktur. Ülkenin orta yerindeki bir postacının, mektubun içeriğini bilmesi gerekmez. Aynı şekilde, katman oluşturma da, diğer yazılım/donanımın öteki katmanlar tarafından tanımlanan işlevleri yerine getireceğini varsayarak, bir yazılım paketi ya da donanım aygıtının ilgili katmandaki işlevleri uygulamasını sağlamaktadır. Örneğin bir Web tarayıcısı, ağ topolojisinin neye benzediği ile ilgilenmez; PC’deki Ethernet kartı için Web sayfasının içeriği önemli değildir; yine ağın ortasındaki bir router’ın, Web sayfasının içeriğini ya da paketi gönderen bilgisayarın Ethernet kartı ile mi yoksa başka bir ağ kartıyla mı çalıştığını bilmesine gerek yoktur.
   
OSI Terminolojisi:

Burada kapsanan bütün son OSI terimleri, protokol data unit(protokol veri birimi) ya da PDU denilen ana terimi kullanmaktadır. PDU, paketlenmiş verilerin yanı sıra, ilgili katman içinde gerekli başlık ve art bilgileri içeren bitleri de temsil etmektedir.

TCP/IP Modeli

TCP/IP Internet’te ve pek çok bilgisayar ağında iletişimin gerçekleşmesi için kullanılan kurallar kümesidir. Adını içerisindeki iki çok önemli protokolden, Transmisyon Kontrol Protokolü ve Internet Protokolünden alır. TCP/IP protokol kümesi OSI modelinin tanımlanmasından önce ortaya çıkmıştır.
Bu protokol kümesi her biri farklı işlevler yürüten katmanlara ayrılarak incelenebilir. TCP/IP modelinde dört katman yer alır. Bunlar OSI katmanlarıyla aşağıda şekilde örtüşür.

 

Application Layer:

Bu katmanda kullanıcı uygulamalar network üzerinden iletişim kurma isteğini gönderir. OSI modelindeki Application, Presentation ve Session katmanlarının işlevlere karşılık gelir.

Transport Layer:

TCP protokolü ile ağ üzerinden güvenilir iletişimi sağlar.  Verinin iki taraf arasında eksiksiz iletilmesini ve veri akış hızını kontrol eder. OSI modelindeki Transport katmanı ile aynı işlevi görür.

Internet Layer:

 IP protokolü kullanılarak verinin hedefine giderken izleyeceği yol belirlenir. OSI modelindeki Network katmanı ile aynı işlevi görür.

Network Access:

 Donanımsal cihazlar arasında iletim ortamı üzerinden veri iletimini kontrol eder. OSI modelindeki Data Link ve Fiziksel katman ile aynı işlevi görür.
TCP/IP protokol paketindeki en önemli iki protokol TCP ve IP protokolleridir.
TCP (Transmission Control Protocol) Transport katmanı protokolüdür. Bu protokol Uygulama katmanı verilerini parçalar, iki taraf arasında kayıpsız olarak transferini sağlar ve karşı tarafta parçalanmış veriyi tekrar birleştirir. TCP/IP protokolü conneciton-oriented bir protokoldür. Bu protokolde iki taraf arasındaki bağlantı garantilenir. Gönderilen veriler numaralandırılarak ve karşı tarafta alındığında bu numaraya uygun onaylama bilgisi gönderilerek verini eksiksiz iletimi sağlanır. Ayrıca iletim sırasında herhangi bir şekilde yerine ulaşmamış ve iletimi onaylanmamış veriler tekrar gönderilir. TCP protokolü sürekli doğrulama gerektirdiği için hızlı değildir. Ayrıca verinin eksiksiz iletimini sağladığı için VoIP ve streaming video gibi uygulamalar için de uygun değildir.
Uygulama katman verisi iletiminde TCP haricinde UDP (User Datagram Protocol) de kullanılabilir. UDP protokolü connectionless bir protokoldür. Bu protokolde iki taraf arasında veri transferine başlanmadan önce herhangi bir şekilde bağlantı kurulmaz. UDP güvenilir bir veri transfer protokolü değildir, bu protokolde verileri numaralama, bu numaralara göre verinin karşı tarafa ulaşıp ulaşmadığını takip etme ve kayıp veriyi tekrar gönderme gibi özellikler bulunmaz. UDP protokolü gerçek zamanlı veri akışının önemli olduğu VoIP, streaming video ve online oyun uygulamalarında tercih edilir.
IP protokolü OSI modelinde Network, TCP/IP modelinde ise Internet katmanında çalışır. Connecitonless bir protokoldür, amacı veriyi eksiksiz veya güvenilir göndermek değil, en iyi yolu seçerek hedef network’e göndermektir.

 9 
 : 14 Nisan 2010, 01:36:55 
Başlatan GokhanK - Son mesaj Gönderen: GokhanK
Kablosuz bilgisayar ağının avantajı

Kablosuz teknoloji, bilgisayar ağlarının kurulma, genişleme veya modernleşme sürecinde ortaya çıkan sorunları çözmek için kullanılır. Kablosuz bilgisayar ağları ve iletişim sistemleri, kablolu iletişim sistemlerinin kurulması zor, imkansız veya ekonomik olarak uygun olmayan yerlerde kullanılır. Örneğin, yeni oluşturulan departman, ya da şubede acil bir bilgisayar ağı oluşturmak; kısa vadeli kiraya alınan binada ağ oluşturmak lazımsa. Kablosuz teknoloji kullandığında, abonenin haberi olmadan, kablolu ve kablosuz segmentleri tek bir altyapı içine entegre eden bir ağ oluşuyor.

Kablosuz iletişim teknolojisinde şu avantajlar var:

Maliyet düşüklüğü. Aralarında 100 m olan iki hedef arasında iletişim kurmak için, kablosuz haberleşme kullanımı, kablolu haberleşmede kullanılan pahalı kablo ve kabloyu döşeme maliyetinden daha karlı.

Operasyonellik. Kablosuz teknoloji tabanlı bilgisayar ağlarının organizasyonu için, uzun zamanlı, yoğun ve kablo döşeme ile ilgili maliyetli montaj işi yapılması gerekmez. Kablosuz ağ cihazlarının yüklemesi ve yapılandırmasi hızlı ve ağırsız oluyor.

  Mobilite. Şirketin başka bir binaya taşınmasında, eski binaya döşenen kablo ve kabloyu döşemeye harcanan paralar, o kablonun tekrar kullanamayacağından kaybolunmuş oluyor. Kablolu sistemlerin aksine, kablosuz sistemlerde, daha önce kullanılmış donatım kolayca demonte edilip, yeni yerde kullanılabilir.

  Kolay genişleyebilirlik: Genişletmek için ağ kablosunun döşenmesini gerektiren kablolu ağların aksine, kablosuz ağların genişletilmesinde ağa ek olarak kablosuz cihazlar yerleştirilir ve gerekli ayarlar kurulur.

Yüksek veri aktarım hızı: Kablosuz bilgisayar ağlarında maksimum aktarım hızı 100Mbps’den fazla çıkabilir. Bu 100Mbps’lik kablolu sistemlerdeki maksimum veri aktarım hızına eşittir.

Yüksek iletişim kalitesi: Kablosuz cihazları binalarda hava koşullarından bağımsız olarak yüksek iletişim kalitesini sağlar.

Verinin korunması: Kablosuz ağların  güvenliği kablolu kanallarda kullanılan yöntemlerle sağlanır. Bu koruma  yöntemi çok katmanlı olup  izinsiz erişimde korur ve ağa verilen veriyi şifreler.

Başka kablolu ağlarla uyumluluğu: Kablosuz ağ sistemlerinde standart veri iletimi ve ağa erişim protokolleri kullanılması kablolu bilgisayar sistemlerle uyumluluğunu sağlar. Bu işletmenin mevcut olan kablolu ağını ve yeniden yapılandırılan kablosuz ağ segmenlerini tek bir altyapıya entegre edilmesine  olanak sağlar.

Kapsama alanı: Düz alanda kablosuz iletişim cihazları yarıçapı 100 metreden 60 kilometreye kadar iletişim sağlar. Yüksek katsayılı amplifikatörlü kılavuzlandırılmış antenleri ve yükselteçli ara verici istasyonların kullanılması sınırsız  mesafelere kararlı yüksek kaliteli iletişimin elde edilmesine olanak sağlar.

Esneklilik: Kablolu haberleşmenin mevcut olmayan veya yeterli kadar gelişmeyen, örneğin, nüfusu az olan veya dağlı yerleri işletmenin bilgisayar ağlarına veya İnternet ağına erişimini sağlamak için kablosuz iletişim ekonomik amaca uygun olan tek çüzümdür.

Geniş uygulama kabiliyetleri: Kablosuz ağ ve İnternete erişme amaçlı cihazların kullanımı, İP uzerinde haberleşme,  kamera ile binaların ve nesnelerin denetlenmesi ve diğer güvenlik ve yangın uyarıları, radio yayınında yüksek kaliteli ses, teknolojik işlem sistemlerinde denetim, çevre gösterge ve diğer amaçların gözetimi, verinin telemetrik aktarımı gibi alanlarda işletmecilerin kablosuz teknolojisini kullanmaları çok daha yüksek kabiliyetlere ulaşabilir.

Erişim: Yüksek etkinlik, hareketlilik, kolay yerleştirme ve düşük maliyetli bakım gibi avantajlarından dolayı kablosuz bilgisayar teknolojisi sadece büyük ve ortak boyutlu işletmecilere değil küçük işletmecilere de uygun olmaktadır.

Erken amorti: Kablosuz iletişim çok fazla teknik bakım gerektirmediğinden dolayı kablosuz ağ sistemine göre daha ucuzdur. Wireless LAN Association örgütünün verilerine göre kablosuz teknolojisine yatırılan miktar ortalama olarak 9 ayda amorti edilir.

 10 
 : 14 Nisan 2010, 01:33:21 
Başlatan GokhanK - Son mesaj Gönderen: GokhanK
Radyasyon nedir ?

 Dilimizde kullandığımız radyasyon, İngilizce  "radiation" sözcüğünden gelmiştir.
Radyasyon sözcüğü, madde içine nüfuz edebilen ışınlar için kullanılmaktadır. Madde içine nüfuz edip atomları iyonlaştırması(elektron koparması) ya da iyonlaştırmamasına göre;
1)Elektromanyetik (iyonlaştırmayan) Radyasyon 0-300GHz arası
2)Nükleer (iyonlaştıran) Radyasyon; nötron, proton, alfa, beta tanecikleri, x ve gama
ışınları, olarak ikiye ayrılır
0-300GHz frekansı (ki, bütün elektriksel cihazlar, radyo, TV yayınları, cep telefonları,
mikrodalga fırınları, vb. bu bölgededir) iyonlaştırmayan radyasyon olarak tanımlanmıştır.


İyonlaştırıcı radyasyon nedir? İyonlaştırıcı olmayan radyasyon nedir?
       
         İyonlaşma, atomlardan ve moleküllerden elektron koparılmasıdır. Enerji yüklü fotonlardan oluşan elektromanyetik dalgalar, çarptıkları cisimlerden elektron kopararak iyonlaşmalarına yol açabilirler. Yüksek frekanslı ve dolayısıyla yüksek enerjili olan x ışınları ve gama ışınları iyonlaştırıcı radyasyonlardır. Daha düşük frekanslı, bir başka
deyişle düşük enerjili elektromanyetik dalgalar (RF gibi) ise iyonlaştırıcı olmayan
radyasyon olarak adlandırılırlar.
   Mobil iletişim sistemlerinin neden oldukları ışınım, iyonlaştırıcı olmayan radyasyon bölgesi içinde yer almaktadır. İyonlaştırıcı ve iyonlaştırıcı olmayan radyasyon bölgelerinin frekanslara göre dağılımı Şekil 4'teki "elektromanyetik spektrum" üzerinde gösterilmiştir

 

İYONLAŞTIRMAYAN RADYASYONUN ETKİLERİ NELERDİR?

•   Isıl etkiler
•   Isıl olmayan etkiler

Elektro magnetik dalgaların madde içine nüfuz gücü  frekansa bağlı olarak değişir. Dalga boyu büyüdükçe etki alanı büyür fakat frekans arttıkça penetrasyon oranı artar.  Bu nedenle lazerle tedavilerde yüksek frekans kullanılır.

Elektromagnetik dalgaların etkisinyle insan vücudunda oluşan etkiler 2 türlüdür:
-Isıl: Emilen elektromagnetik dalgaların vücut sıcaklığını artırması sonucu oluşur. Magnetik akı değişimi sonucu oluşan akımda hücreler direnç gibi karşılık verirler. Bunun sonucu ısı oluşur. Vücut oluşan bu ısıyı kan dolaşımını hızlandırarak dağıtır.
-Isıl olmayan: kimyasal, biyolojik ve psikolojik etkilerdir. Uzun süre EM dalgalara maruz kalan insanlarda baş dönmesi, mide bulanası ve buna benzer şikayetler ortaya çıkmaktadır.

İyonlaştırmayan radyasyon etkileri
 Elektromanyetik dalgalar frekansa bağlı olarak değişik oranlarda insan vücuduna nüfuz
ederler. Frekans arttıkça nüfuz etme zorlaşır. Bu nedenle, ışık gibi çok yüksek frekanslarda sadece (yüzeyde) deride etki yapabilir, içeriye nüfuz edemez. Lazer ile deri tedavisinden bu şekilde yararlanılır. Civardaki elektromanyetik dalgaların varlığı nedeniyle insan vücudunda oluşan elektrik ve manyetik alanlar iki tür etki yaratır. Bunlar:
1)Isıl etkiler
2)Isıl olmayan etkilerdir Isıl etkiler, insan vücudunda yutulan elektromanyetik enerjinin ısıya dönüşmesi ve vücut  sıcaklığın arttırması olarak tanımlanır. Elektrik alanları iyon gibi yüklü parçacıklar üzerinde bir kuvvet uygular ve onların hareket etmelerini sağlar. Elektrik akımının akması anlamına gelen bu harekete karşı gösterilen direnç ısınmaya neden olur. Bu ısı vücutta sıcaklık artmasına neden olur ve bu sıcaklık artması vücutta yutulan ısının vücuttan, kan dolaşım gibi nedenlerle atılmasıyla dengeleninceye dek sürer. Isıl olmayan etkiler ise kimyasal, biyolojik, genetik ve psikolojik olarak sıralanabilir.





SAR – ÖZGÜL SOĞURMA ORANI

•   SAR nedir?
•   Nasıl belirlenmiştir?
•   Nasıl ölçülür?





SAR nedir ?
Elektromanyetik dalgalar vücudumuza nüfuz eder, yani vücudumuz tarafından yutulur
(emilir). Bu nüfuz etme frekanstan frekansa ve dokudan dokuya (örneğin beyin, böbrek, vb.) değişir. Farklı dokuların elektriksel özellikleri de farklıdır. SAR (Specific Absorbtion Rate) özgül soğurma oranı, kilogram doku başına yutulan elektromanyetik gücü gösterir. SAR, üç parametreye bağlıdır: doku iletkenliği , doku yoğunluğu ve doku içerisindeki elektrik alan şiddeti, E   SAR değeri dokudan dokuya değiştiği gibi, doku içerinde de noktadan noktaya (farklı noktalara farklı elektromanyetik güç nüfuz edebileceğinden)
değişir.Canlılarda SAR değerinin ölçülmesi için (akupuntur iğnelerine benzeyen) küçük, ince  antenlerin doku içerisine sokularak elektrik alan değerinin ölçülmesi ile olasıdır. SAR ölçülmesi ya insanın EM özelliklerine yakın tuzlu su ya da değişik kimyasal jellerden yapılmış robotlar üzerinde yapılır, ya da bu amaçla güçlü sayısal teknikler kullanılarak bilgisayar simülasyonlarından yararlanılır
 

    İnsanın elektromanyetik eşdeğeri (bilgisayarla simülasyon)

 

Specific Absorption Rate  0.08 W/kg değeridir.
Belirlenirken uzun vadeli etkiler göz önüne alınmamıştır. Kısa ve orta vadede kas kasılması, sıcaklık artması, yanma, şok ve böyle etkiler göz önüne alınarak belirlenmiştir.
Yapılan çalışmalarda insanda 1 kg doku başına 1 derecelik sıcaklık artışı için 4 W EM güç yutulması gerektiğini göstermiştir. 50 kat güvenlik payı bırakılarak 0.08W/kg değerine ulaşılmıştır.
Ölçülmesi hemen hemen olanaksız olduğu için ya bilgisayar simulasyonları ile ya da insan özelliklerine benzetilen fantom adı verilen robotlarla ölçülür.
Bu nedenle genellikle ölçülebilen elektriksel özellikler cinsinden verilir – Elektrik Alan
H=E/377 [A/m], S=E^2/377 [W/M^2] ilişkisi bulunmaktadır. (S=güç yoğ.)


SINIR DEĞERLER NELERDİR

ICNIRP (International Commission on Non-Ionizing Radiation Protection) tarafından kabul edilen değerler 900MHz’de 42 V/m, 1800MHz’de 59V/m’dir. Türkiye 11 Mayıs 2000’de bu değerleri kabul etmiştir.
Amerika ve Avrupa’da bu değerler kabul edilmesine karşın bilinmeyen etkilerin bilinenlerin yanında çok daha fazla olması sebebiyle İsveç ve Rusya bu değerleri kendi ülkelerinde düşürmüştür.




Kabul edilen sınır değerler nedir


 ICNIRP türetilmiş sınır değerler olarak 900MHz'de 42 V/m, 1800MHz'de ise 59 V/m
değerlerini kabul etmiştir. Türkiye hem 11 Mayıs 2000 tarihli Çevre Bakanlığı Genelgesi ile hem de 4 Ağustos 2000 tarihli Ulaştırma Bakanlığı Yönetmeliği ile ICNIRP değerlerini kabul etmiştir. Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği de ICNIRP sınır değerlerini
tanımaktadırlar. Ancak, özellikle bilinmeyenlerin bilinenler yanında çok ama çok daha fazla olması nedeniyle (temkinli yaklaşım prensibini ilke kabul eden) italya ve Rusya sınır değeri 6 V/m, isveç ise 4 V/m 'ye indirmiştir


 
Konu Üzerinde Çalışan Kuruluşlar

 
Cep telefonları ve baz istasyonları dahil iyonlaştırmayan radyasyon konusunda uzman ve tarafsız kuruluşların başında ICNRP (International Committe on Non-Ionising Radiation Protection) Uluslararası iyonlaştırmayan Radyasyondan Koruma Komitesi gelir.
Dünya Sağlık Örgütü (WHO), Birleşmiş Milletler (UN) ve Avrupa Birliği (AB) yanında birçok ülke tarafından tanınır. ICNIRP, IRPA (International Radiation Protection Association) Uluslar arası Radyasyondan Koruma Kurulu tarafından 1992 yılında oluşturulmuştur.
ICNIRP, Konusunda bağımsız, bilimsel çalışmalar yapmak, ulusal ve uluslararası sağlık kuruluşları ve örgütleri ile ortak çalışmalar yürütmek, bunların sonunda elde edilen verilere dayanarak iyonlaştırmayan radyasyon konusunda insan ve toplum sağlığı kılavuzları hazırlamakla yükümlüdür.
Bilimsel verilere dayanarak ilgi ve yükümlülük alanına giren konularda öneriler hazırlar. Uluslararası ve ulusal programların oluşturulması konularında prensipleri belirler. Çalışmalarını ulusal ve uluslararası sağlık kurumları, araştırma laboratuarları, üniversiteler ve akademik enstitülerle birlikte yürütür.
Epidemiyoloji (istatistiksel), biyoloji, fizik ve optik alt komiteleri oluşturmuştur.
Üyeleri fizik, biyoloji, epidemiyoloji, tıp ve mühendislik alanlarından seçilir.




Pozitif ve Negatif Araştırmalar


Bu araştırmaların büyük bir kısmı, cep telefonları tarafından da kullanılmakta olan 915 MHz ile 2450 MHz arasındaki bant üzerinde yoğunlaşmış bulunuyor. Genellikle iki tür araştırma yapılıyor. İlki, epidemiyolojik araştırma diye bilinen ve hastalıkların insan topluluklarındaki dağılımını ve bu dağılımı belirleyen etkenleri istatistik yöntemlerle inceleyen tıp dalıyla ilgili araştırmalar. Epidemiyololjik çalışmalarda, hasta bireylerden çok insan gruplarıyla ilgilenilir ve geçmişe dönük araştırmalar yapılır. İkinci tür araştırma yöntemiyse daha çok laboratuvar hayvanlarının kullanıldığı deneysel çalışmaları kapsar.Bu araştırmalar genellikle radyo frekanslarının toksikolojik standart testlerinde kullanılan hayvan dokuları için zararlı olduğunu kanıtlamayı amaçlar.
Cep telefonlarının insan sağlığına etkileriyle ilgili kuşkular ilk olarak 1992’de Şorida’da açılan bir davaya konu oldu. Davacı David Reynard cep telefonu kullanımının, eşinin bir tür beyin tümörü nedeniyle ölümüne yol açtığını iddia ediyordu. Ancak, 1995’te Reynard’ın iddiası delil yetersizliği nedeniyle mahkeme tarafından reddedildi. Reynard bir kapıyı aralamıştı; onun davasını başka davalar izledi, ancak hepsinde sonuç aynı oldu. Bu durum davaların hiçbir işe yaramadığı anlamına gelmemeli, çünkü bütün bu davalar cep telefonları ve baz istasyonlarınca yayılan radyasyonun sağlığa etkileri konusunda araştırmaların başlatılmasına öncülük etti.
    Reynard’ın davasının ardından, birçok çalışma yayımlandı. Ancak bunların büyük bir kısmında negatif sonuçlara ulaşıldı.
                             
Multiple Sclerosis (MS) hastalığını başlatan sebeplerden biri dünya manyetik alanıdır. Dünya manyetik alanının haritası incelendiğinde alanın yapısı ile MS hasta sayısı arasında kuvvetli ilişki bulunmuştur. Manyetik alanın düşey bileşeni biyolojik maddeleri etkiler. MS hastalığına yakalananların sayısı 60 (°E) boylam civarında en yüksek değere ulaşırken Orta Asya, Hindistan, Çin, Japon, Afrika ülkeleri, Orta Amerika gibi ekvatora yakın yerlerde vaka sayısı yok denecek kadar azdır. Düşey manyetik alanı bileşeni kutuplara yakın yerde hemen hemen yoktur ve MS hastalığına düşey bileşenin zayıf olduğu bölgelerde çok sık rastlanır.
Araştırmalarına göre yüksek gerilim hatlarının çocuklarda lösemi ya da beyin kanseri yaptığı bilinen bir gerçektir. 1988'de ve 1991'de yine ABD'de, 1992 'de Isveç ve Meksika'da ve 1993 'de Danimarka'da yapılan araştırmalarda çocuklarda görülen kanserlerle ve özellikle de lösemiyle iletişim hatlarına yakın yaşama arasında bir ilişki olduğunu ortaya koymuştur.
            Cep telefonu zararları üzerinde birçok araştırma yapılmaktadır. Kandaki zararlı proteinlerin ve toksinlerin beyne girmesini engelleyen savunma mekanizmasını devre dışı bırakmaya, yorgunluk, baş ağrısı, deride yanma hissi ortaya çıkarmaya, yüksek tansiyon oluşmasına, baş ağrıları, baş dönmesi ve dikkatin dağılmasına sebep olduğuna dair bulguları elde edilmiştir
            Cep telefonu alzheimer, parkinson ve multiple sclerosis (MS) gibi sinir hastalıklarının oluşma riskini arttırıyor. Kulaklık-mikrofon seti kullananların %80'inde bu tip sorunların olmadığı gözlenmiştir. Bu tip elektromanyetik alanların genelde iki etkisinden bahsedilir. Birisi ısı etkisidir. Çünkü yaydığı enerji, insan vücudundan geçerken bir miktar emilir, tutulur ve içerde bir ısı birikimi oluşur. Bu ısı istenmeyen sonuçlara sebep olabilir. İkincinin etkisi ise canlı organizma içindeki birbirine bağlanmış olan molekülleri, atomları etkiler ve bozar. Organizma kendini tamir eder, düzeltir. Ama bir an kontrolden çıkabilir. Kontrolden çıktığında ise basit bir iki hücrenin ölümüne veya kanser gibi ölümcül bir hastalığa neden olabileceğinden şüphelenilmektedir, (Kalkan, 2002). Ortalamadan yüksek manyetik alanı olan bölgede yaşayan çocukların kanser olma olasılığının daha yüksek olduğu sonucuna varılmıştır. Birkaç araştırmada ortalama değerden yüksek manyetik alanın bulunduğu bölgede uzun süre kalan hamile kadınlarda zor doğum yaptıkları gözlenmiştir. Yüksek manyetik alanın, anne adaylarının düşük yapma olasılıklarını 3 kat artırdığı vurgulanmıştır.
            1994'te ve 1998'te ABD ve Finlandiya'da yapılan araştırmalarda; elektromanyetik alanların çok sık etkisinde kalan (radyo operatörleri, endüstriyel donanım işçileri, veri işleme aygıtı tamircileri, telefon hattı işçileri, elektrik santralleri ve trafo merkezlerinde çalışan) işçilerde alzheimer hastalığının normal insanlara göre erkeklerde 4-9 kat kadınlarda 3-4 kat daha çok görüldüğü, enerji iletim hatlarına 40 m.'den daha yakın yaşayan çocukların, normal çocuklara göre 2-3 kat daha fazla kansere yakalandığı, Finlandiya'da yapılan bir başka araştırma erkek çocukların merkezi sinir sisteminde oluşan tümörlerle iletim hatları arasındaki ilişkinin olduğu sonucuna varılmıştır. Diğer bir etken ise uzaydan ve güneşten gelen kozmik ışınlardır. Dubrov (2002) 1228 kişi üzerinde yaptığı deneylerinde kozmik ışınların kalp krizi, işyerindeki ve karayolu kazalara ve ani şizofren dönemlerle ilişki içinde olduğu sonuca varmıştır, (Harris, 2002). EMF sağlık raporunda (1995) mevsimsel stres maksimumlar ile güneş rüzgarının maksimumu arasında ilişki olduğu vurgulanmıştır. İnsan sağlığına zararlı kozmik olayları uzay arası manyetik alanın radyal bileşeni olduğu zaman en fazla etkiler. Bu olay da güneş rüzgarı dünyadan geçtiği zaman olabilir. Nikolaev ve ark. (1976) 85 tane ruh hastası insan üzerine yapılmış deney sonucunda gök cisimleri arasındaki manyetik alanın pozitif olduğu zaman hastaların sayısının arttığı gözlenmiştir, (Parkinson,1983).

Zayıf manyetik alanın insan sağlığına zararlı olup olmadığı hala tartışılıyor. Bu zayıf alanların hemen gözle görülür zararları yoktur. Fakat hayvan hücresi üzerinde yapılan deneylerde zayıf manyetik alanın hormon ve enzim seviyesini değiştirmek, dokulardaki kimyasalların hareketini engelleme gibi biyolojik etkenlere sebep olduğu kararına varılmıştır (NRPNSA, 1999)
Kimi bilimsel çalışmalar, yayımlanmadan önce bile birtakım tartışmalara yol açabilirler. İşte bu çalışmalardan biri de Amerikan Sağlık Vakfı’ndan Joshua Muscat’ın yürüttüğü epidemiyolojik çalışma. Sonuçları WTR programının bir bölümünü oluşturan araştırma ilk olarak, 1999 yılı Haziran ayında bir kongrede sunulmuş, ancak bugüne değin hiçbir yerde ayrıntılı olarak yayımlanmış değil. Bu kongreden 4 ay sonra bir televizyon programında WTR’nin eski yöneticisi George Carlo bu çalışmayı temel alarak, kablosuz telefon kullanıcılarının beyinde tümör oluşumu ya da bir başka söyleyişle kanserden ölme risklerinin daha yüksek olduğunu öne sürdü. Buna karşılık, araştırmayı yürüten Joshua Muscat’ın kişisel yorumlarıysa çok daha ihtiyatlıydı. Şubat 2000 tarihinde FDA’nın (Gıda ve İlaç İdaresi) web sayfasında yayımlanan bir dokümanda "Bilimsel veriler kablosuz iletişim teknolojilerinin milyonlarca kullanıcının sağlığı açısından bir risk oluşturduğunu söyleyebilmek için yeterli değildir" denmekte. Genel bir tavır olarak sağlık kuruluşları kablosuz iletişim teknolojilerinin "zararsız" olduğunu doğrulamaktan kaçınıyorlar. Bu kuruluşlar daha çok potansiyel riskleri belirterek olguları uzaktan izlemeyi yeğliyorlar. Avrupa Komisyonu, Uluslararası Kanser Araştırmaları Merkezi’ne (CIRC) cep telefonları, beyin tümörleri ve işitme sinirleri arasındaki ilişkileri incelemesi için 8 milyon Euro’luk mali destek sağlamış bulunuyor. Bu epidemiyolojik çalışmada 13 ülkede 6 bin hasta ve 10 bin sağlıklı insan üzerinde birtakım araştırmalar yapıldı. Çok zengin verilere ulaşılan bu araştırma sonucunda bile CIRC, hiçbir etmen için "karsinojenik etkiye sahip değildir" açıklamasını yapmadı.
1993’te Bioelectromagnetics’te yayımlanan bir çalışmada laboratuvar ortamında insan beyaz kan hücreleri cep telefonundakinden daha yüksek, 2450 MHz frekansta elektromanyetik alana tabi tutularak incelenmiş. Elektromanyetik dalgalara maruz kalınan uzaklık, cep telefonuyla konuşulur gibi ayarlanmış ve süre de kesintisiz olarak 30 dakika ile 2 saat arasında değiştirilmiş. Araştırmacılar süre uzadıkça DNA’da meydana gelen bozulmanın arttığını gözlemlemişler. 1998’de Viyana Bilim Kongresi’nde sunulan çalışmadaysa aynı deney cep telefonu frekansı kullanılarak yinelenmiş ve yine DNA’da bozulma saptanmış.

            Bir başka durum da Motorola ile işbirliği içinde çalışan Amerikalı biyolog Ross Adey’nin başına gelmişti. Motorola, Adey’nin laboratuvar hayvanlarıyla yaptığı deneyin sonuçlarını kabul etmemiş ve Adey de bu işbirliğine son vermişti. Henry Lai ise "Tıpkı sigara üreticilerinin sigaranın zararlı olduğunu kanıtlayan tüm çalışmalara gösterdikleri tepki gibi; üreticiler görmek istemedikleri şeyler karşısında körleşiyorlar" diyor.

Ancak, pozitif sonuçlara ulaşılan araştırmalar da var. Örneğin; Uzaya gönderilen astronotlarda görülen ve haftalarca sürebilen yorgunluk, adale ağrısı, baş ağrısı ve dönmesi nedeni ilk yıllarda anlaşılamamıştı. Daha sonraki yıllarda sürdürülen kapsamlı araştırmalar sonucu bu belirtilerin dünyanın manyetik alanının eksikliğinden kaynaklandığı belirlenmiştir. Biyomanyetoloji ilkelerine göre, tüm maddeler dolayısıyla tüm canlılar, zayıf ya da güçlü birer manyetik özelliğe sahiptirler. Her mekanda dolayısıyla tüm canlıların içindeki ve dışındaki tüm boşluklarda yüksek yada düşük birer manyetik alan mevcuttur. İnsan vücudu aslında her hücrenin kendine özgü elektrik devresi olduğu bir elektromanyetik makinedir


CEP TELEFONLARI TEHLİKELİ MİDİR?

•   SAR değerleri
•   Kullanım şekli
•   Kişisel farklar

-   Her telefon markasının her modelinin ayrı bir SAR değeri vardır. Telefon seçilirken bu değerlere dikkat edilmelidir. AB üyelerinde telefon kutularında sigara kutularındaki gibi SAR değerlerinin yazılması planlanmaktadır.
-   Kullanıcılar telefonu taşıdıkları yere dikkat etmelidir. Şimdiye kadar kesin bir kanıt elde edilemese de kalp pili kullananların telefonu gömlek cebinde taşımaları tavsiye edilmez. Cep telefonundan vücuttaki kan dolaşımı yavaş olan yerler daha çok etkilenmektedir. Telefonun tutuş şekli de elektromagnetik radyasyonu etkiler.
-   Kemik yapılarının daha zayıf olmasından dolayı çocuklar elektromagnetik radyasyondan daha çok etkilenir.
-   
-   BAZ İSTASYONLARI TEHLİKELİ MİDİR?

•   Baz istasyonu bulunan bir binada yaşayanlar yüksek risk altında mıdır?

Baz istasyonlarındaki antenler dar bir bölgeyi etkileyen yönlü antenlerdir. Bu antenler arkalarında ya da diplerinde ışımanın çok az olacağı biçimde tasarlanmışlardır. Mum dibine ışık vermediği gibi baz istasyonları da bulundukları binada yaşayanları yüksek risk grubu haline getirmezler. Ancak antenin konumu, antenin ışıma örüntüsünün kurulduğu binayı içine almayacak şekilde belirlenmelidir. Ayrıca, anten için yer seçimi ve antenin kurulumu sırasında yakın alandaki binaların risk altına alınmamasına dikkat edilmelidir. Anten yeri, çalışma frekansı ve çıkış gücüne göre hesaplanacak güvenlik mesafesi içinde insanların istem dışı ve sürekli maruz kalmayacağı şekilde seçilmelidir.



-   BAZ İSTASYONLARI KANSER YAPAR MI?

•   Kesin bir sonuç yok.

-Bu sorunun henüz yanıtlanamayacağını konunun uzmanları belirtmektedir.
-Çalışmalar aralıksız sürdürülmekte ve her türlü deneysel sonuç ve bulgu değerlendirilmektedir.
-Bugün için kanser yapar demek kadar kanser yapmaz demenin de bilimsel değeri yoktur.



-   RADYO VE TV VERİCİLERİ TEHLİKELİ MİDİR?

Radyo ve TV vericileri de RF elektromanyetik dalgalar yoluyla yayın yaparlar. Yayın yapan antenlerden dolayı çevrede yaşayanları etkileyebilecek RF enerjisi miktarı, istasyon tipi, kullanılan antenin tasarım karakteristiği, antene iletilen güç, antenin yüksekliği ve antenden uzaklığa göre değişir. Bazı frekanslarda insan vücudu tarafından emilen elektromanyetik enerji başka frekanslardaki emilime göre daha fazladır. Dolayısıyla yayınlanan sinyalin frekansı da önemlidir. Kişinin boyutlarına bağlı olarak ayakta duran bir yetişkinin RF elektromanyetik dalgalardan en fazla etkilenebileceği
frekans bölgesi 80 ile 100 MHz arasındadır. Ancak, radyo ve TV verici antenleri yüksek kuleler üzerine kuruldukları ve kuruldukları bölgelerin yaşam bölgelerine uzak seçildikleri sürece halkın etkilenebileceği RF enerji seviyeleri önerilen seviyelerin altında olmaktadır . Dolayısıyla, radyo ve TV vericileri insanların yaşam alanlarından uzak yerlere kurulmalıdırlar.






SAĞLIK AÇISINDAN RİSKLİ BAŞKA NELER VAR?















EM DALGALAR SİLAH OLARAK KULLANILABİLİR Mİ?

Günümüzde EM alanlardan yararlanılarak hızlandırılan çekirdekler fırlatan silahlar mevcuttur.
Ayrıca iyonosferde EM enerji biriktirerek  ve bu enerjinin istenilen doğrultuda ani atımlarla gönderilmesiyle  Amerika’nın Rusya’da deprem yarattığı ve Rusya’nın da Amerika’da kuvvetli fırtınalar oluşmasını sağladığı iddia edilmektedir. 



NE YAPMALIYIZ?


•   “EM dalgaların bir zararı olsa şimdiye kadar ortaya çıkardı”
•   “Gelecekte bu dalgaların olumsuz etkileri kanıtlanabilir bu yüzden şimdiden önlem almalıyız  ”


Az gelişmiş ülkelerde: “EM dalgaların bir zararı olsa şimdiye kadar ortaya çıkardı” deyip boşverilmektedir.
Gelişmiş ülkelerde: “Gelecekte bu dalgaların olumsuz etkileri kanıtlanabilir bu yüzden şimdiden önlem almalıyız  ” anlayışıyla
-Cep telefonlarını mümkün olduğunca az kullanmalı
-çocuklar EM dalgalardan daha çok etkilendikleri için cep telefonu kullandırılmamalı
-telefonu açarken, kapatırken ve arama başlatırken telefonu başımızdan uzakta tutmalı
-uyurken telefonumuzu kapatmıyorsak kendimizden uzak bir yere koymalıyız





SONUÇ
        Bir çok deneyde elektromagnetik alanların DNA bozulması,tümör,günlük umursanmayan rahatsızlıklar(baş ağrısı vb.) ,Alzheimer ve kanser üzerindeki etkileri incelenmiştir.Çoğunda da hastalık oranını arttırdığına dair bulgular elde edilmiştir.Fakat; kesin bir yargıya varabilmek için gerekli deney koşullarının sağlanması neredeyse imkansız olduğundan kesin bir yargıya varılması da bir o kadar zordur. Ama bu deneyler sonucunda böyle bir etkinin olmadığını ifade eden hiçbir sonuca da yer verilmemiştir.Kısacası bir risk söz konusudur.Bizim düşünmemiz gereken kısım ise “Bu riski almaya değer mi?” olmalıdır.Eğer gelecekte bu zararlar ortaya çıktığında pişman olabileceğimizi göz önüne alırsak pratik önerilerle bu etkileri minumum düzeyde tutabilmenin yollarını aramak yapılması gereken en doğru yöntem olarak gözükmektedir.

ÖNERİLER
       Az gelişmiş ülkelerde insanlar geleceklerini yeterince önemsemediklerinden dolayı zararlı etkiler konusunda yeterince duyarlı olamayabilmekteler.Bu konuda yapmamız gereken en önemli şey gerekli kurumlarca önemsenmeyen bu konuya yeterince önem verilmesi için öncelikle kendimizi bilinçlendirmek olmalıdır.Kontrolsüz bir gsm patlaması yaşadığımız ülkemizde gerekli araştırmalar yapılmadan genellikle Avrupa standartlarının kabul edildiğini gördük.Oysa ki bu riski göze almayan insanlar ihtiyaçları olan minumum düzeyde manyetik akı sınırlandırması yaparak oluşabilecek tahribatı minumuma indirmeye çalışıyorlar.Yetkili kurumlar bu konuda kesinlikle daha hassas davranmalıdırlar.

   



























   ELEKTROMANYETİK RADYASYONDAN  KORUNMAK İÇİN
PRATİK ÖNERİLER
Bireysel olarak alabileceğimiz önlemler ise kısaca;
●Cep telefonunu kullanmadığınız sürece kapalı tutun. Gerekmedikçe cep telefonları kullanmayın.
●Cep telefonlarını üzerinizde açıkken bulundurmayın (kalp üstünde, bel ve göğüs hizasında bulundurmayın).
●Açık bir cep telefonunu kendinizden uzak mesafede bırakın ve tercihen 1 m. mesafeden kulaklıkla konuşun. SAR değeri 1 w/kg dan daha düşük olan cep telefonlarını tercih edin.
●Cep telefonu baz istasyonlarının etki alanlarından yeterince uzak durmaya çalışın.
    
●Elektrikli aletleri kendinizden mümkün olduğunca uzakta çalıştırın. Elektromanyetik etki mesafe ile hızla azalacaktır.
●Kullanmadığınız elektrikli aletleri ya kapalı tutun ya da fişten çıkartın. “Stand by” konumunda kaldığı sürece elektromanyetik kirlilik yaratacaktır.
●Düşük radyasyonlu bilgisayar ekranı kullanmaya özen gösterin ya da ekran filtresi kullanın.
●Ekonomik (halojen ve flöresan) lambaları mümkünkse kullanmayın, kullanıyorsanız kendinizden uzak tutunuz.
●Dinlendirici bir uykuya geçmek için yatak odasında TV, radyo bulundurmayın.
●Elektrikli saat/radyo/alarm baş ucunuzda bulundurmayın (pilli kullanmayı tercih edin).
●Tüm TV,  bilgisayarların arkasında elektromanyetik alan daha büyüktür.
●Lap Top bilgisayarlar şarjlı kullanıldığında düşük elektromanyetik alana sahiptir.
●Mikrodalga fırın çalışırken en az 1 m. den uzakta durun ve gerekmedikçe kullanmayın.
●Saç kurutma makinesinin manyetik alanı çok yüksek olduğundan, sürekli kullanmak yerine aralıklarla ve kısa süreli kullanın.
●Fotokopi makinalarından (yüksek manyetik alana sahiptir) en az 50 cm. uzakta durun.
●Elektirikli traş makinesi kullanmayın veya şarjlı kullanın.
●TV. ekranlarından (ön ve arkasından) en az 2 m. uzakta bulunun.
●Çamaşır, bulaşık makinesi vs. çalışırken yakınında bulunmayın.


Sayfa: [1] 2 3 4


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz

MySQL Kullanıyor PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.11 | SMF © 2006-2009, Simple Machines LLC XHTML 1.0 Uyumlu! CSS Uyumlu!